Öne çıkan

BARIŞ FİŞEK

BEN KİMİM?

14 Nisan tarihinde Ankara / Çankaya’da doğdum. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun oldum. Mezun olduktan sonra fotoğrafçılık mesleğini sevdiğim için ilgili programları öğrenebilmek adına grafik tasarım kursuna katıldım ve bir dönem grafikerlik yaptım. Daha sonra imkanları daha cazip geldiği için İzmir’de ve Ankara’da yerel televizyon kanallarında kameramanlık yaptım. Sonrasında ise bu iş yerlerinin dezavantajlarının artması sebebiyle çok sevdiğim fotoğrafçılık mesleğine dönme kararı alarak bir dönem tekstil firmasında ürün fotoğrafçısı olarak çalıştım. Aynı zamanda eğitime de devam etmek istediğimden ikinci üniversite kapsamında Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde eğitim aldım ve mezun oldum. Buna ek olarak pazarlama alanında ve emlakçılık alanında özel eğitim programlarına katıldım. Şu anda ise ticaretle uğraşmaktayım. Talep doğrultusunda fotoğrafçılığı da mevcut işime ek olarak devam ettirmekteyim.

Giyim tarzım ve kişisel fotolarımla ilgili dışarıdan güzel geri bildirimler alıp fotoğraf çekilmeyi de çekmek kadar sevdiğim için gerek üzerimde deneyimlediğim ürünleri, gerekse çektiğim manzara fotoğraflarını içeren Instagram paylaşımları yapmaktayım. Bu blog sayfasında da sizlere fikir vermesi amacıyla çoğunlukla deneyimlediğim ürünler hakkında inceleme yazıları yazacağım. Keyif almanız dileğiyle…

Her türlü görüş ve iş birlikleri için;

İLETİŞİM : sbarisfisek@gmail.com

https://www.instagram.com/silentjune_

https://barisfisek.tumblr.com/

Bumerang - Yazarkafe

SEIKO’DAN MÜTHİŞ HAMLE! SEIKO 5 GMT

Merhaba değerli saat severler. Temmuz’un ilk gününde henüz bilmeyenlere bu haberi duyurmak iyi olur diye düşündüm. Japon saat firması Seiko, Seiko 5 Sports koleksiyonuna GMT özellikli yepyeni bir model daha ekledi. Bu model 3 farklı kadran rengiyle karşımıza çıkacak.

SSK001 (siyah kadran), SSK003 (mavi kadran), SSK005 (turuncu kadran) olmak üzere üç farklı renkte karşımıza çıkacak model, Seiko’nun efsaneleşmiş ikonik dalış saati olan SKX serisinden esinlenilerek üretilmiş. Zaten Seiko resmi sitesinde de bu modelin ünlü SKX serisinden esinlenildiği “Geçmişin Mirasından Doğan Tasarım” başlığı adı altında belirtilmiş. Yeni Seiko 5 SSK serisi de SKX ile aynı kasa tasarımına ve Jübile bileziğe sahip. İki model de birbirine çok fazla benzemesine rağmen Yeni seiko SSK serisini SKX’ten ayıran en büyük farklılık iki ürünün tamamen farklı amaçlar için üretilmiş olması. SKX bilindiği üzere 200 metre suya dayanıklı sertifikalı bir dalış saatiyken yeni model farklı zaman dilimini gösterebilme özelliğine sahip bir saat olarak karşımıza çıkıyor. Zaten kadrana bakıldığında ekstradan bir GMT ibresi göze çarpmakta.

Bu model bir çok yeniliği de beraberinde getirmekte. Bunlardan en göze çarpanı, ilk defa kullanılan GMT özellikli 4R34 kodlu yeni bir kalibre. Kalibrenin 4R kodu ile başlaması bize Seiko’nun giriş seviyelerinde kullandığı, başarısını ispatlamış 4R kodlu makine üzerine GMT özelliğinin inşa edildiğini işaret ediyor. Seiko, kalibreye bu özelliği ekleyerek sadece 0.1 mm daha kalın bir kasa yapısı sunduğunu iddia ediyor. Bu kalibreyle birlikte saate çoklu zaman fonksiyonu gelirken gün gösterme fonksiyonu yer almıyor. Saati diğer 5 sports serilerinden ayıran diğer en büyük diğer iki farklılık ise cam ve döner bezelde kendini gösteriyor. Kullanılan cam ne yazık ki yine safir kristal değil. Bunun yerine Seiko’nun görece uygun fiyatlı saatlerinde kullandığı Hardlex Kristal cam kullanılmış. Cam üzerinde Rolex saatlerinde görmeye alışık olduğumuz bir tarih büyüteci mevcut. Döner bezelde de kullanılan Hardlex cam, seramiğe benzer bir görüntü oluşturmuş.

Kullanılan Jübile bilezik eski SKX serisinden biraz farklı. Bu farklılık bileziğin arka kısmına bakıldığında anlaşılıyor. SKX serisinde kullanılan bilezik bükme/örme tekniği ile birleştirilmiş ancak bu modelin bileziği masif tasarıma sahip.

Seiko 5 Sports serisinin eleştiri aldığı en büyük konu kurma kolunun vidalı olmamasıydı. İzlediğim bir çok inceleme videosunda yeni modelde kurma kolunun vidalı geldiği söyleniyor. Saatin Seiko resmi sitesinde belirtilen teknik özellikleri ise şu şekilde:

SKX Sports Stili
GMT serisi

Kalibre 4R34
Titreşim: 21.600 / saatte (saniyede 6 vuruş)
Güç rezervi: 41 saat
Taş sayısı: 24

Özellikler
Paslanmaz çelik kasa ve bilezik
Güvenlik kilitli üçlü katlamalı, düğmeyle açılan kilitli toka
Hardlex cam
Vidalı, şeffaf arka kapak
Kasa çapı: 42,5 mm; Kasa yüksekliği: 13,6 mm
Su geçirmezlik: 10 bar
Manyetik direnç: 4,800 A/m

KİŞİSEL GÖRÜŞÜM

Bir SKX kullanıcısı olarak Seiko’nun bu tasarımını zaten çok beğendiğimi belirtmeliyim. Saati henüz elime alabilmiş ve incelemiş değilim ancak son derece şık bir tasarıma ait olduğu aşikar. SKX varken bunu da satın alır mıyım bilemiyorum. Eğer SKX efsanesi koleksiyonumda olmasaydı ki zaten bir SKX almak şu an fiyatları nedeniyle iyice imkansız hale geldiğine göre evet bu yeni GMT serisini alma isteğim oluşurdu. Eğer bir gün alacak olursam SKX 009 saatime çok benzememesi için kesinlikle turuncu kadranlı modelini tercih edeceğim.

Saatin safir kristal camlı olmaması, seramik bezele sahip olmaması, ve gün gösterme özelliğinin olmaması (bu benim için dezavantaj) ve saydıklarım içinde en önemlisi de bu saate sahip olmak için Türkiye’de bizden istenen para, alma isteğimi son derece törpülüyor. Bu yazıyı yazdığım gün itibariyle yurtdışı fiyatı 450 – 500 Dolar olan bir Seiko 5 için ülkemizde bizden 11.545 TL isteniyor. Alın ya da almayın diyemem bu tercih meselesi ancak bana soracak olursanız bu fiyat bandında daha yüksek işçiliğe sahip, saat severlerin iyi bildiği İsviçreli rakip markanın safir kristal camlı çok daha yüksek güç rezervli bir saatini tercih ederdim.

Bu aşırı pahalı fiyatlandırma politikasını ne yazık ki son zamanlarda Casio saatlerde de görmekteyiz. Distribütör firmalar neden böyle anormal bir fiyatlama politikasına gidiyor bunu bilemem ama hiç hoş bir durum olmadığını ve biz saat severler tarafından hiç hoş karşılanmadığını da kendilerine önemle belirtmek isterim.

Peki siz bu fiyatlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

EZBER BOZAN CASIO MODELİ

Yeniden merhaba değerli okuyucular. Son zamanlarda bir saat meraklısı olarak saat yazılarına, özellikle de quartz (pilli) saat yazılarına daha fazla ağırlık veriyorum. Bugün de sizlere Casio’nun alışılagelmiş modellerinin dışında, son derece hoşuma giden bir modelinden bahsetmek istiyorum.

Casio denilince genellikle aklımıza ilk gelen modeller asker saati diye tabir edilen siyah F91 ve retro serisi olarak yıllardır piyasaya sürülen metal ve altın renkli çelik kordonlu dijital saatler oluyor. Edifice koleksiyonu ise bilindiği üzere genellikle analog kronograf ve yarı analog modellerden oluşmakta. Casio son zamanlarda tasarıma ayrı bir önem vermekte ve gerçekten dikkat çekici saat modellerini piyasaya sürmekte. Bu başarılı tasarımların sonucunda Edifice koleksiyonuna yeni katılan modellerden biri olan CASIO EFR-S107D-1AVUDF modeli dünyada olduğu kadar ülkemizde de oldukça popüler bir saat haline geldi. Bu model hakkında hali hazırda bir çok Youtube inceleme videoları da mevcut. Ben de bu modeli 1 ay önce satın aldım. Peki bu saati bu kadar özel kılan nedir? Hadi gelin kısaca bir göz atalım.

CASIO EFR-S107D-1AVUDF modeli saatin kadranındaki yazıdan da anlayacağınız üzere Edifice koleksiyonun safir kristal cama sahip modellerinden biri. Saatin safir kristal cama sahip olması CASIO saat modellerinde açıkçası benim hiç denk gelmediğim bir durum. O yüzden kullanılan safir kristal cam aslında bu saatin en ayırt edici özelliği durumunda. Saatin kutusunu açtığınızda zaten ilk olarak bilezik üzerine yerleştirilmiş safir kristal ibaresi olan bir etiketle karşılaşıyorsunuz. Konuyu fazla dağıtmadan safir kristal camın neden bu kadar önemli olduğuna da kısaca değinmek istiyorum; safir kristal cam isminden de anladığımız üzere safirden yapılmaktadır ve saatçilik açısından en yüksek kaliteye sahip cam türüdür. Genellikle üst segment saatlerde kullanılan çizilmeye karşı en dirençli cam türüdür. Saatin kadran okunurluğu bu cam türü kullanıldığında daha yüksektir ve diğer cam türlerine göre daha kaliteli görünürler.

Safir camın bu denli kaliteli olması ve önemi göz önünde bulundurulduğunda CASIO EFR-S107D-1AVUDF modelinin fiyatına göre benzersiz bir deneyim sunduğunu söyleyebilirim. Peki bu saatin tek özelliği sadece safir kristal cam mı ya da başka bir özelliği yok mu diye sorabilirsiniz. Şunu söylemeliyim ki saati elime alıp yakından incelediğimde fiyatına göre muazzam bir işçilikle karşılaştım. Saatin bezel kısmında dikey fırçalama yöntemi kullanılmış. Harika bir parlaklığa sahip olan bu bezelin üzerindeki dikey fırça izleri saatin kadranında da devam ettirilerek bütünlük sağlanmış ve siyah kadran üzerinde çok şık bir görüntü yaratmış. Kadrandaki sapphire yazısının yeşil rengi saniye kolunun uç kısmında da kullanılmış. Aynı renk beyaz indekslerin kenar kısımlarında da kullanılarak saat hareket ettikçe belli belirsiz kendini göstermekte ve ışıl ışıl bir görüntü oluşturmakta. Sade bir tasarıma sahip olan kadranda tarih penceresi de rahatsız etmeyecek boyutta ve okunaklı bir şekilde konumlandırılmış. Siyah zemin tarih kısmında kullanılarak sadelik korunmuş. Saatin tepe kısmında ise yine alışık olduğumuz Edifice logosu kullanılmış.

Saatin bir diğer öne çıkan özelliği ise inceliği. Bu saat sadece 8,3 mm bir kalınlığa sahip ve 117 gram ağırlığında. İnce yapısı, hafifliği ve 42,5 mm’lik kasa çapıyla son derece zarif ve kendini gösteren bir kol saati. Bilek kalınlığı 18 cm biri olarak saatin kasa çapını çok ideal buldum.

Yerli ya da yabancı Youtube inceleme videolarında dikkatimi çeken şey çelik kordonun saatin kalitesine yakışır derecede kaliteli olmadığı yönündeydi ancak ben buna katıldığımı söyleyemem. Saati satın almadan önce bu videoları izlediğimde açıkçası teneke gibi hafif ya da basit, vasat bir kordonla karşılaşacağımı düşünmüştüm. Hatta ince hasır bir çelik kordonla kombinleme düşüncem de vardı ki saati elime aldığımda direkt olarak bu düşüncemden vazgeçtim. Saatin kordon kalınlığı kasa kalınlığına uygun şekilde ince yapılı olarak tasarlanmış daha kalın ve ağır olması kesinlikle bu bütünlüğü bozardı. İnce yapısına göre gayet oturaklı dolgun bir yapıya sahip. Fırçalanmış parlak kordonun birleşim noktalarında ise fırçasız parlak detaylar kullanılarak yine kasanın parlak köşe kısımlarıyla bütünlük sağlanmış.

Yani kısacası gayet şık bir kordon. Kalite olarak da kesinlikle teneke bir kordonla karşılaşmıyorsunuz. Tabii bu benim kişisel düşüncem. Saati bu şekilde satın alıp başka kordonlarla kullanabilirsiniz veya siyah deri kordonlu modelini de alabilirsiniz. Ben saatimi bu şekilde çok beğendim. Ayrıca saatin lug yapısının standart olması da kordon değişikliği yapacaklar için büyük avantaj sağlıyor. Aynı serinin sekizgen çerçeveli EFR-S 108 kodlu modelinde ne yazık ki bu değişikliği yapmanız zor.

Quartz mekanizmaya sahip bu saat son derece sessiz çalışıyor. Kulağınıza sessiz bir ortamda iyice yaklaştırmadığınızda saatin sesini duymanız gerçekten zor. Saat bu yönüyle de artı bir özelliğe sahip. Casio saatlerin mekanizmalarının sorunsuzluğunu belirtmek adına bundan 14 sene önce tanıştığım quartz mekanizmalı Edifice saatimin bir kere bile sorun çıkarmadığını ve hala onu da zevkle kullandığımı söylemeliyim.

Resmi sitesine göre saatin teknik özellikleri şu şekilde:

Cam Tipi: Safir

Ağırlık: 117 gr

Makine: Analog (quartz)

Su Geçirmezlik: 100 m

Kasa Çapı: 42,5 mm

Kasa Kalınlığı: 8,3 mm

Kasa Yüksekliği: 47,5 mm

Kasa ve Bilezik: Paslanmaz Çelik

Takvim: Var

Sonuç olarak CASIO EDIFICE EFR-S107D-1AVUDF için Casio markasının en iyi saatlerinden biri hatta bu fiyat aralığında alınabilecek en iyi quartz mekanizmalı saatlerden biri diyebilirim. İşçilik, malzeme ve görünüm olarak kesinlikle fiyatına göre son derece iyi bir saat. Şık ve ömürlük bir saat arıyorsanız ve bunu bütçeniz karşılıyorsa mutlaka değerlendirilmesi gereken bir Casio modeli.

EVET BU BİR LORUS!

Merhaba değerli okurlar. Bugün sizlere daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi oldukça ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir Lorus modelinden bahsetmek istiyorum. Saatimiz Lorus RM351FX9 modeli. Nam-ı diğer Lorus Monaco. Onu bu ismiyle anmamdan da anlayacağınız üzere saatimiz bir Tag Heuer Monaco homege’i. Bu saati neredeyse bir aya yakın süredir kullanıyorum. Benden olumlu puan alan bu saati yeteri kadar test ettikten sonra artık yazmamak olmazdı.

Lorus RM351FX9’un tasarımının dayanak noktası olan, saat meraklılarının iyi bildiği Tag Heuer Monaco modelinden kısaca bahsetmek gerekirse modelin ünü gerçek hayatında da sürat meraklısı ve motosiklet yarışçısı olan aktör Steve McQueen‘in, 1971 yılında “Le Mans” (Büyük Yarış) filminde bir oto yarışçısını, kolunda Monaco saatiyle canlandırmasına dayanır. (Steve Mcqueen’in filmde kullandığı bu saat, 2012 yılı içinde, açık arttırmayla 800 bin dolara satıldı.) Bu model saat meraklıları arasında en sevilen “kare saat” ününe sahip diyebilirim.

Lorus’un web sitesinde gezerken tesadüfen rastladığım RM351FX9 modelini görünce oldukça şaşırdığımı belirtmeliyim. Bu ürün, çok hoşuma giden efsane Tag Monaco modelinin tasarım olarak çok benzeri olmasının yanı sıra işin içinde Seiko kalitesinin de olması beni bu saati hemen satın almaya yöneltti. Sonuç olarak ülkemizde Dolar kuru anormal seviyelere ulaşmışken saati ve hikayesini her ne kadar çok beğensem de Tag Monaco için 6.750 dolar vermek pek akıl karı görünmüyor. Bu nedenle fiyat performans bakımından çok tatmin edici bir marka olan Lorus’un RM351FX9 modeli kaçırılmayacak bir fırsat diyebilirim.

Bu görsel telif hakkına tabidir.

Hadi gelin o zaman RM351FX9’dan biraz bahsedelim. Saatin bir homeage olduğunu belirtmiştim. Bu nedenle Tag Monaco’ya çok benzer yapıda olan saatimiz her ne kadar Monaco’ya benzese de kronometrenin ve tarih penceresinin kadrana yerleşim biçimi farklı yerlerde. Saatimiz Tag Monaco’daki gibi safir kristal ve bombeli yapıya sahip bir camla değil, düz yapılı mineral camla geliyor. Kronometre tuşları da köşeli değil yuvarlak şekle sahip. 100 metre su geçirmezliğe sahip saat, otomatik bir mekanizmaya değil quartz bir kronograf mekanizmaya sahip. Saatin maliyetini göz önünde bulundurduğumuzda Seiko VD57 quartz mekanizmanın satın alınabilirlik açısından bir avantaja döndüğünü görüyoruz. Tamamen paslanmaz çelik yapıya sahip saatin şu an bahsetmekte olduğum modeli hariç 4 farklı renk seçeneği daha bulunuyor. Saatin deri ve nato kordonlu modelleri de mevcut. Ayrıca unutmadan saatin indekslerinde değil ama akrep ve yelkovan kısmında fosfor olduğunu da belirtmeliyim. Dalış serisi bir saat gibi parlamasa da kesinlikle karanlıkta işinizi görecek kadar işlevsel.

Saatin işçiliğine değinecek olursak tabii ki bir 6.750 Dolarlık efsaneleşmiş Tag Monaco kalitesinde değil ancak bence fiyatına göre hiç de yabana atılamayacak kadar kaliteli bir işçiliğe sahip. En azından fiyat olarak eşdeğer (hala kaldıysa) bir Casio Edifice mı Lorus RM351FX9 modeli mi derseniz kesinlikle Lorus RM351FX9 tercihim olur. Tabii her zaman belirttiğim gibi bu tamamen sizin kişisel zevkinize kalmış.

SONUÇ

Bir saat sever olarak Lorus RM351FX9 modelini ilk gördüğüm anda satın almak istedim. Bunun ilk sebebi tabii ki Tag Monaco’nun eşsiz tasarımına sahip bir homeage ürün olmasıydı. İkincisi nedeni ise güvendiğim bir marka tarafından üretilmiş bir ürün olmasıydı. Saatin işçiliği olsun, mekanizması ve görüntüsü olsun verdiğiniz paranın hakkından fazlasını veriyor diyebilirim. Saati kolunuza taktığınızda insana bambaşka bir hava katıyor. Önemli olduğunu düşündüğüm bir konuyu da belirtmek isterim ki; Ben homeage saat alırken sadece bildiğim ve güvendiğim markaların ürünlerini satın alırım. Sırf Monaco’ya veya başka ünlü bir modele benziyor diye bilinmedik herhangi bir Çin markasının ürününü asla satın almam. Hele ki çakma diye tabir edilen veya birebir A kalite imitasyon hatta ETA olduğu iddia edilen saatleri asla satın almam. Bu başlı başına bir risk. Birincisi arızalanma riski yüksek olduğundan param çöpe gidebilir, ikincisi bilinmedik bir marka ve mekanizmaya sahip olması nerede kimler tarafından üretildiği belli olmaması bende tatminsizlik yaratabilir. Tabii ki sizlere bu ürünleri asla almayın demiyorum. Bu tamamen tercih meselesi ama bana soracak olursanız sadece bildiğiniz markaların, hiç değilse onların yan ürünleri olan markaların homeage ürünlerini ve işi sadece saatçilik olan markaların ürünlerini satın almanızı ileride sorun yaşamamanız adına tavsiye ederim.

Bir sonraki yazım son zamanlarda saat severler arasında oldukça tutulan çok özel ve yeni bir Casio modeli hakkında olacak. Sevgiyle kalın.

İnstagram takip: silentjune_

FİYAT/PERFORMANS YAKIŞIKLISI

Görsel Telif Hakkına Tabidir

Epey uzun bir süreden sonra yine bir saat tanıtım yazımla daha buradayım. Saatte fiyat performans denilince benim ilk aklıma genellikle Lorus ve Pulsar markaları gelir. Bildiğiniz gibi bu markalar Seiko’ya ait markalardır. Bu nedenle kaliteli ve dayanıklı olmalarının yanı sıra bir o kadar da uygun fiyatlı ve gerçekten tasarıma oynayan saatlerdir.

Özellikle Lorus denildiği zaman benim için akan sular durur çünkü ilk saatim de Lorus markaydı. 2000 yılında ailem tarafından hediye edilen quartz mekanizmalı Lorus saatim 22 senedir en küçük sorun bile çıkartmadan hala çalışmakta ve hala zevkle kullandığım saatler arasında.

Bugün de sizlere yaklaşık 1 aydır kolumdan asla çıkartmak istemediğim Lorus RT351GX9 modeli hakkında kısaca bilgi vereceğim. Saatin kutusunu ilk açtığımda tasarımını ciddi anlamda etkileyici bulduğumu söylemeliyim. Saati retro chronograph hatlarına sahip. 12/24 saat göstergesi ve dakika göstergesinin sarı rengi, kadran kenarını da çevreleyerek oldukça şık bir görüntü katmış. Saatin çerçeve kenarındaki stop ve start düğmelerinin şekilleri saatin retro görünümünü desteklemiş. Tarih penceresi de bir çok Seiko modelinden aşina olduğumuz 4 ve 5 arasına konumlandırılmış. 12/24 saat göstergesinin de özellik anlamında hoşuma gittiğini belirtmeliyim. Lorus’un resmi web sitesinde bu saatin 3 farklı renkli modeli daha mevcut. Hatta birinde de nato kordon kullanılmış ancak benim en çok hoşuma gideni RT351GX9 oldu.

44 mm’lik bir çapa sahip olan bu saat tamamen paslanmaz çelikten üretilmiş. Saat 100 metre su geçirmezliğe ve düz yapılı mineral cama ve tahmin edeceğiniz üzere quartz bir mekanizmaya sahip. Seiko’nun VD53 pilli mekanizmasını kullanan bu saatin pil ömrü ise ortalama 3 yıl olarak belirtilmiş.

Sonuç olarak şık bir saat arıyorsanız, tasarıma önem veriyorsanız, benim gibi saate meraklıysanız hatta saat almaya bağımlıysanız, mekanik saat sevdiğim kadar quartz saatleri de severim diyorsanız, tek bir saatim olsun beni yıllarca sorunsuzca götürsün, gerçekten sağlam olsun, uzun ömürlü olsun diyorsanız ve bunun yanında fiyat performans ürünü de olsun diyorsanız kesinlikle Lorus ve Pulsar markalarını değerlendirmenizi tavsiye ederim.

Bir sonraki yazımda yine çok merak ettiğim bir Lorus ürününü inceleyip, kullanıp izlenimlerimi yazacağım. Gelecek olan modelin benim kadar sizin de ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Takipte kalın 🙂

Instagram: silentjune_

JACQUES du MANOIR

Saat dünyasında bir çok terimle karşılaşıyoruz. Bugün sizlere homeage diye tabir edilen tamamen tesadüf eseri bulduğum bir markanın ürününden bahsetmek istiyorum. Öncelikle homeage saat nedir bilmeyenler için kısaca özet geçeceğim. Homeage saat, bütçesi Rolex, Audemars Piguet, Patek Philippe vb çok pahalı markaların saatlerini almaya gücü yetmeyen kişiler için farklı saat markaları tarafından üretilmiş, pahalı markaların ürünlerine çok benzeyen ürünleridir. Homeage saatler hiçbir zaman pahalı olanın birebir kopyası olmaz ancak pahalı olan modele çok benzer. Bu ürünler taklit, sahte veya replika değildir. Örneğin Seiko gibi çok köklü saat markaları bile homeage ürünler üretmektedirler. Hatta Rolex bile kendi alt markası olan Tudor’la kendi homeage saatlerini üretip nispeten daha düşük fiyatlara satmaktadır. Naçizane fikrim çok beğenilen ancak bütçe yetmeyen bir ürünün replikasını almaktansa homeage bir saat tercih edilmesi çok daha yerinde bir seçim olacaktır.

Rolex’in Datejust modelini saat meraklıları iyi bilir. Klasik, gösterişli ve son derece şık bir tasarıma sahiptir. Bu yüzden Rolex’in en fazla taklit edilen modellerinden biridir. Mavi kadranlı modeli oldukça hoşuma gidiyordu ve ikinci el olanı bile bu yazıyı yazdığım tarihte 80.000 TL civarında satılmakta. Haliyle orijinaline bu kadar büyük bir bütçe ayıramazdım. Replika olanlarına da son derece karşıyım. Bu nedenle homeage modellerle ilgilenmeye başladım. Seiko, Orient, Citizen, Tissot gibi markaların ne yazık ki bahsettiğim saate yakın bir modeli yok. Genellikle karşıma tamamen Çin üretimi veya makinesi Japon ancak kasası ve bileziği Çin’de üretilmiş, hiç duymadığım markaların veya giyim markalarının yine Çin’de üretilmiş homeage ürünleri çıktı. Görüntü olarak her ne kadar iyi dursalar da pahalı markaya benzeyen bir “teneke” satın almak istemiyordum. Hatta 316 L çelik kullanışmış olsa bile bir giyim markasının saatini takmaktan haz duymayacağım kesin. Bu bir çok kişi için sorun olmayabilir ancak ben bütçesi doğrultusunda saat koleksiyonu yapan biri olduğum için bu tarz ürünleri tercih etmiyorum. Konumuza dönecek olursak bu arayış içindeyken öyle bir markaya denk geldim ki hem fiyatı uygun, hem yüz de yüz İsviçre üretimi hem de mükemmel bir işçiliğe sahip.

Ve karşınızda “Jacques du Manoir”

Görsel izinsiz kullanılamaz

Ürünü sanal alışveriş sitesinde ilk gördüğümde gözlerimin parladığını belirtmeliyim. Tabii ki ilk önce her ne kadar üzerinde “Swiss Made” ibaresi bulunsa da uygun fiyatına bakarak Çin üretimi bir saat olabileceğini düşünerek hemen araştırmaya başladım. Ancak saatin yüzde yüz İsviçre üretimi olduğunu, kökleri çok eskiye dayanan ve hikayesi olan bir markanın, bir ailenin ürünü olduğunu öğrendim.

“Boegli ailesinin saatçilik tarihi en az dört kuşak öncesine kadar gider. 20. Yüzyılın başında Louis Schwab bir saat fabrikası kurmak üzere Moutier’e yerleşir. Ünlü Swiza markasını yaratır ve çalar saatlerin lider üreticisi haline gelir. Saat fabrikasında 400 kişinin patronluğunu yapmaktadır. Aynı zamanda 15 çocuk babasıdır. Aynı zamanda yaşadığı bölgede saygı duyulan bir patriktir ve güzel bir malikanede yaşamaktadır. Bir Noel yemeğinden hemen önce 60 yaşında hayatını kaybeder ve 15 küçük çocuğu yalnız kalır.

Bu ölümden sonra aileden hiç kimse şirketi yönetemez. Bunun üzerine Schwab’ın kızlarından birisi, kocası Benjamin Boegli’yi Grandval’de kendi şirketini kurmaya ve özellikle Swiza markası için saatler yapmaya ve saat kadranı yapmaya teşvik eder. Bir süre sonra oğlu Jacques onun yerine geçti ve dünyanın her yerine kadran tedarik ederek işi geliştirir. Jacques bir kaç yıl sonra kendi köklerine dönmeye karar verir. Artık büyükbabası gibi kusursuz saatler üretecektir. İlk tipik İsviçre saat koleksiyonunu 1991 yılında “B-Watch” markasıyla piyasaya sürer. 1993 yılında koleksiyonun daha klasik hale gelmesiyle markayı “Jacques du Manoir” olarak değiştirir ancak ilk koleksiyonun anısına “B”yi markanın üstünde tutar. Jacques du Manoir markası doğar...

İlk Jack du Manoir saatin üretilmesinin üzerinden 20 yıldan fazla zaman geçmiştir. 400’den fazla kol saati ve 200’den fazla cep saatinden oluşan koleksiyon, herkes için bir seçenek sunmaktadır. Her yıl 50’den fazla yeni model oluşturulduğu söylenmektedir. 2003 yılından bu yana marka, Louis Schwab’ın büyük torunu olan oğlu François Boegli tarafından yönetilmektedir. François, büyük büyükbabasının eskiden yaptığı gibi herkes için uygun fiyatlı kaliteli İsviçre saatleri üretmek istemektedir.

Başlangıçta, Jacques du Manoir sadece İsviçre’de bilinmekte olan bir markayken birkaç yıldan beri, uluslararası bir dağıtımın geliştirilmesi François Boegli’nin hedefi haline gelmiştir. Artık “Jacques du Manoir” saatlerini diğer Avrupa ülkelerinde, Amerika’da veya Orta Doğu’da ve hatta birçok ünlü havayolunun gemilerinde bulabileceğimiz belirtilmiş. Markanın hedeflerinden biri, İsviçre yapımı bir saatin çok para harcamadan elde edilebileceğini tüm dünyaya kanıtlamak”.

Ülkemizde neredeyse hiç bilinmeyen bu markaya “tesadüfi” bir şekilde denk geldiğim için şanslıyım çünkü ürün gerçekten fiyatının oldukça üzerinde bir kaliteye sahip. Gelin unisex olarak satılan JWG00602 modelinin özelliklerini inceleyelim:

40 mm’lik bir model olan JWG00602 modeli her ne kadar Unisex olarak satışa sunulsa da yapısı itibariyle bence erkeklere daha uygun bir kol saati. Tamamen paslanmaz dolgu çelikten üretilen bu saat, Rolex’in Datejust modelindeki gibi Jübile bileziğe, tarih büyütecine ve yivli çerçeveye sahip. 50 metre su geçirmezliği olan bu saatin camı mineral. Saat o kadar güzel ki elime aldığımda camı kristal olmasa da olur dedirtti. Ayrıca alışveriş sitesinde satın aldığım ürünün camında tarih büyüteci olmamasına rağmen bana gelen gelen ürün tarih büyüteçliydi. Tarih büyüteci, işlevselliğinin yanı sıra saate estetik açıdan mükemmel bir hava veriyor. Büyüteçli modelin gelmesine de ayrıca memnun oldum.

Görsel izinsiz kullanılamaz

Pille çalışan bu saatte Ronda 515 mekanizma kullanılmış. Güçlü bir mekanizma olan Ronda 515, 45 ay pil ömrü vaat etmektedir. Ronda’nın web sitesinde mekanizmanın aylık sapma oranı -10 +20 saniye olarak belirtilmiş. Tamir edilebilen, her yerde bulunabilen, uygun fiyatlı olması da bu mekanizmanın artı özellikleri arasında sayılabilir.

Markanın web sitesine ve sosyal medya hesabına göz attığınızda daha çok kadınlara yönelik modellerin olduğunu göreceksiniz. Bence erkek modellerini daha çok çeşitlendirebilirler. Üründe eksi bir şey bulamadım ancak erkek model çeşidinin çok az olmasını markanın eksi hanesine yazabilirim.

Görsel izinsiz kullanılamaz

Saati genel olarak değerlendirecek olursam işçilik olsun, quartz mekanizması olsun herhangi bir olumsuz özelliğe rastlamadığımı açıkça belirtmeliyim. Hatta alınabilecek en iyi Rolex Datejust homeage örneklerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Kaliteli, ömür boyu kullanılabilecek kadar sağlam ve şık bir saat arıyorsanız bu markanın ürünlerini değerlendirebilirsiniz. Özellikle bu markanın kadınların ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Sizlere ülkemizde pek bilinmeyen kaliteli bir markayı ve ürününü elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Yazımı burada sonlandırırken hemen aşağıya benzerliği ve farkları görebilmeniz adına Jacques du Manoir ve Rolex Datejust’ın birlikte fotoğrafını bırakıyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Instagram takip: silentjune83

Tıraş Sonrası Hafiflik Arıyorsanız

Temmuz ayının gelmesiyle birlikte artan hava sıcaklıkları çoğu yerde 35 – 40 dereceleri buldu bile. Bu sıcak havalarda tıraş olmak ben dahil çoğu erkeğe de eminim eziyet gibi geliyordur. Terden nemlenmiş bir cildi tıraş etmek hem can sıkıcı olabiliyor hem de kolay tahrişe sebebiyet verebiliyor. Bu durum da tabii ki tıraş sonrası bakımın önemini bir kez daha ön plana çıkarıyor.

İster makineyle ister tıraş bıçağıyla tıraş olun size harika bir ürün önerim var: Farmasi Imperium Tıraş Sonrası Balsam.

Her ürünü gibi erkek ürünleri de oldukça kaliteli olan Farmasi’nin tıraş sonrası balsamı beni bu konuda hiç şaşırtmadı. Ürün gerçekten hafif bir ürün. Cildinizde hızlı emilerek yağlı bir his bırakmıyor ve anında ferahlık hissi veriyor. Kokusu da oldukça kaliteli ve hafif. Yüzünüzde gün boyu kokan hatta rahatsız eden veya tamamen kokusuz bir ürünle karşılaşmıyorsunuz.

Hem tıraş makinemle hem de tıraş bıçağıyla tıraş olduktan sonra deneyimlediğim bu ürün özellikle bıçakla tıraş olduktan sonra oluşan tahrişi gidermede oldukça başarılı. Tıraş bıçağıyla olunan tıraşlarda tahriş daha fazla olacağından ürünün etkisini tam olarak anlayabiliyorsunuz. Bu ürünün neden bu kadar tercih edildiğini de böylece anlamış oldum.

100 ml’lik tüplerde satılan bu ürün Nova Grup mağazamızda en çok satılan erkek ürünleri arasında. Ayrıca mağaza olarak yaptığımız kampanyada 2 adet 50 ml Farmasi Imperium EDP Erkek Parfümü + Farmasi Imperium Tıraş sonrası Balsam’ı mağazamıza özel kampanyalı fiyatla satışa sunduk (kargo ücretsizdir).

Ürünü aşağıdaki Hepsiburada linkinden kolayca satın alabilirsiniz. Ürünlerimizle ilgili her türlü sorunuzu Hepsiburada soru sor kısmından veya nova_grup_ Instagram hesabımızdan sorabilirsiniz.

https://www.hepsiburada.com/farmasi-imperium-edp-50ml-x2-imperium-balsam-p-HBCV00000C7U1Z?magaza=NovaGrup

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…

Yazın Hangi Parfümü Kullanacağız?

Yine oldukça uzun bir aradan sonra merhaba! Son aylarda iş yoğunluğundan dolayı yazmaya vakit bulamadım. Malum yaptığımız iş gereği alım satımla, faturalarla, kargolarla, fotoğraflarla, sosyal medyayla uğraşmak oldukça zaman alıyor. Yine bir boşluk yakalar yakalamaz farklı bir konuyla dönüş yapmak istedim. Uzun zamandır sahip olduğum saatlerle ilgili tanıtım yazıları yazdım. Son yazımda da daha farklı bir konuda yazmak istediğimi ve bana önerilerde bulunmanızı söylemiştim. Bunu dikkate alıp mesaj atanlara ayrıca teşekkür ederim.

İnstagram hesabıma gelen öneri mesajları ve e-mailler içinden parfüm konusunu seçtim çünkü yaz gelip havalar ısınmışken biz erkeklerin parfüm seçimleri de kadınların parfüm seçimleri kadar önemli rol oynuyor.

Yaza Uygun Parfüm Arayışı

Takipçilerim ve yakın arkadaşlarım benim parfüm konusundaki zevkimi iyi bilirler. Genellikle Pino, Fahrenheit ve benzer tonlardaki parfümlerden hoşlanırım ancak bunlar yaz sıcağında pek hoş olmayabiliyor. Tabii parfüm tamamen kişisel bir tercih meselesidir ancak bu tondaki parfümler yaz aylarında bana oldukça ağır geliyor. Hatta kapalı alanlarda başkalarını da rahatsız ediyormuşum gibi geliyor. Bu nedenle hangi parfümü kullansam sorusuna cevap ararken gözüme birden zaten satışını yaptığımız Avon ürünlerin kataloğu ilişti ve sayfaları karıştırırken Musk Intense’in tester sayfasına denk geldim. Parfüm gerçekten çok güzel ve fresh bir kokuya sahipti. Hazır yaz geliyorken ve ben de parfüm arayışındayken sorunum bu şekilde çözülmüş oldu. Hem satmak için sipariş verdim hem de kullanmak kendim için kendime aldım.

Açıkça söyleyebilirim ki bu parfümden oldukça memnunum. Odunsu ve su tonlarına sahip olan bu ürün yaz mevsimi için gerçekten çok uygun. Aslında her mevsim rahatlıkla kullanılabilecek bir parfüm.

75 ml’lik şişesiyle gelen ürünü kullandığım ilk zamanlarda yakın çevremdeki insanların hemen dikkatini çekerek beğenisini kazandı. Markasını soranlar oldu. Parfümün Avon ürünü olduğunu söylediğimde Avon’un erkek parfümlerinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum cevabıyla karşılaştım. Hatta Avon’un erkek ürünleri olduğunu bilmeyenlere bile rastladım.

Kalıcılık konusuna gelecek olursam bu parfümün orta kalıcılıkta bir EDT ürün olduğunu söyleyebilirim. Yani gayet güzel. Zaten 30 derece ve üzeri sıcaklıklarda sürekli aynı kokuyu solumak beni bunaltıyor. Parfüm her ne olursa olsun bir müddet sonra etkisi azalsa daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak bir çok markanın kozmetik ürün satışını da yapan bir şirket olarak, çok makul fiyatlı bir ürün olması, kalitesi ve güven veren markasıyla Avon Musk Intense’i mutlaka tavsiye ediyoruz. İster kendiniz kullanın, ister hediye edin. Mutlaka memnun kalacağınız bir ürün.

Ürünü Nova Grup – Trendyol mağazamızdan kolayca ve güvenle satın alabilirsiniz. Sizlere bunun için hemen aşağıya link bırakıyorum:

Ürünle ilgili her türlü sorunuzu bize Trendyol üzerindeki soru sor kısmından veya Instagram hesabımızdan (nova_grup_) dm yoluyla sorabilirsiniz.

Bir dahaki yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Koleksiyoncuların Vazgeçilmezi

Merhaba değerli okurlar. Önceki yazımda da söylediğim gibi efsane bir modelden bahsedeceğim. İş yoğunluğundan dolayı arayı çok fazla açtığım için daha fazla uzatmadan hemen konuya giriyorum;

Ve Karşınızda SEIKO SKX009

Neredeyse her saat inceleme yazımda kıyaslamalara konu ettiğim bu model, üretimi durdurulduğu için oldukça yüksek fiyatlara satılmakta. Bu nedenle aynı fiyat aralığında sürekli farklı modeller karşıma çıktığı için SKX’e anca sıra gelebildi. Üretimi yaklaşık üç sene önce durdurulduğundan dolayı sıfırı da oldukça zor bulunan bu modeli artık almak gerektiğini düşündüm ve gözümü karartıp aldım. Bu saat hakkında çok fazla teknik detay yazmak istemiyorum çünkü SKX, saat severler tarafından zaten çok iyi bilinen özel bir saat. Hatta saat koleksiyoncularının çantalarında bir Rolex ve benzeri üst segment saatlerin yanında görüldüğünce asla yadırganmayan bir model.

Neden SKX?

SKX ülkemizde ciddi bir müşteri kitlesi olan ve tartışmasız çok kaliteli ve sağlam saatler üreten Japon SEIKO markasının çok özel bir dalış modelidir. SKX serisi ilk olarak 1996 yılında üretilmeye başlanmıştır ve eski 7002 dalış modelinin soyundan gelmektedir. Çok sevilmesinin en büyük nedeni sağlamlık ve şıklığı bir arada barındırmasıdır. Benim satın aldığım SKX009 modeli Pepsi bezel olarak adlandırılan (en çok satan modeli) kırmızı mavi döner bezele ve tasarımına Rolex GMT master modelinden aşina olduğumuz Jübile bileziğe sahip. Bu bilezik ve Pepsi bezel kombinasyonu saati gerçekten çok farklı bir havaya sokmuş. Açıkçası ben bu saatten her zaman olduğu gibi sıkılıp, en fazla on gün kadar takıp başka saate geçeceğimi düşünmüştüm ancak insan bu saate baktıkça daha çok sevmeye başlıyor ve kolundan çıkarmak istemiyor. Zamanla vücudun bir parçası haline gelip çıkarttığınız zamanlarda eksikliğini hissediyorsunuz. Hele bir de herhangi bir ortamda birilerinin saatinize bakış attığını düşünün 🙂

Çok fazla teknik detaya girmeyeceğimi belirtmiştim ancak kısaca özetlemek gerekirse bu model, Seiko’nun en çok bilinen 7S26 mekanizmasına sahip. Bu mekanizma tam dolu haldeyken yaklaşık 44 saat kadar güç rezervi sağlıyor. Yaklaşık bir aydır kullandığım bu saati geceleri yatarken çizilmelere karşı kolumdan çıkardığım halde sabah hiçbir ayar gerektirmeden koluma geri takıyorum ve hiçbir sorun yaşamadım. 7S26 mekanizmaların bilindiği üzere elle kurma ve saniye durdurma gibi özellikleri yok ancak o mekanizmaya sahip modelleri de çok sık kullanan biri olarak bunun hiçbir eksikliğini hissetmedim. Ayrıca bana gelen model oldukça iyi bir kalibrasyona sahip. 24 saatte +2 veya +4 sn dolaylarında sapma yaptı. Zaten amacım çok dakik bir saat almak olsaydı bu işi çok daha makul bir fiyata quartz bir Casio ile hallederdim 🙂 Tabii bunu sadece mekanik saat tutkunu biri anlayabilir… Her neyse bir diğer önemli özelliğe gelecek olursak bu saatin bir dalış saati olduğunu söylemiştik. SKX, ISO 6425 standartlarına sahip bir dalış saati ve 200 metre su basıncına dayanıklı ama sizce ben bu saati suya sokmaya kıyar mıyım? Hiç sanmıyorum… Ayrıca saatin bu basınçlara dayanabilmesi için tepe kısmında kilit mevcut. Saatin fosforları ise gerçekten çok güçlü. Tamamen amacına uygun şekilde uzun süreli bir parlaklık sağlıyor.

Saatin teknik özellikleri şu şekilde:

  • 7S26 otomatik mekanizma 
  • ISO 6425 sertifikalı dalış saati
  • 200m (660ft) Su geçirmezlik
  • Döner bezel
  • Hardlex kristal cam
  • 41mm çap kasa 13.25mm yükseklik 46mm kayış pimleri arası mesafe
  • 44-48 saat güç rezervi
  • 80g (bileziksiz) ağırlık
  • Gün ve tarih penceresi
  • LumiBrite saat işaretçileri (Fosfor)

Yerli yabancı Youtube kanallarında bu modelle ilgili bir çok video mevcut. Bazı videolarda saatin bezelini, kadranını modifiye ettiklerini ve hatta mekanizmasını 4R36 ile değiştirdiklerini bile görüyorum. Orijinal sever biri olarak bunları tabii ki denemeyeceğim. Zaten bana göre saat bu haliyle çok güzel.

SKX’in üretimi durdurulduktan sonra yeni Seiko 5 serisinin bu saatin yerini aldığı söyleniyor. Görsel olarak epey benzeseler de saatler arasında ciddi farklılıklar mevcut. SKX, ISO sertifikalı bir dalış saatiyken yeni Seiko 5 100 metre su dayanıklılığına sahip standart kullanıma uygun bir model. Ayrıca 5 serisinde Jübile bilezik bulunmuyor. SKX 7S26 mekanizma kullanırken Yeni Seiko 5 elle kurmalı, saniye durdurmalı 4R36 mekanizma kullanıyor. Fiyat olarak ise SKX’in üretimi durduğu için şu an yeni Seiko 5’in iki katından bile pahalıya satılmakta. Bu anlamda bütçesi SKX’e yetmeyenler veya SKX’i fazla pahalı bulanlar yeni Seiko 5 serisini de değerlendirebilirler.

Seiko 5 Sports – Pepsi – Automatic – SRPD53

Sonuç olarak Seiko Prospex ve Mako gibi dalış serisi saatlerim olmasına rağmen bu saati kullanırken aldığım zevk bambaşka. SKX’ini çeşitli nedenlerle satan bir çok kişiden sattıklarına pişman oldukları yönünde cümleler duyuyorum, okuyorum… Ben de bu saati kullanmaya başladıktan sonra bu pişmanlıklara hak verdim diyebilirim. İyi ki almışım diyorum 🙂

Bir sonraki blog yazım hakkımda fikrim yok açıkçası. Sizler ne yazmamı isterdiniz? Bunun hakkında yorum veya mail atabilirsiniz. Görüşmek üzere 🙂

Instagram: silentjune83

Çok Şık Bir İsviçreli

Merhaba değerli takipçilerim. Uzun süredir almayı düşündüğüm ancak bir türlü sıra gelmeyen Tissot Le Locle modelini sonunda koleksiyonuma ekledim. Son zamanlarda hep saatlerle ilgili blog yazıyorsun, bu blog sadece saat blog’u mu diyebilirsiniz ancak yazılarımın okunma istatistiklerine baktığımda saatlerle ilgili yazılarımın daha fazla ilgi gördüğünü belirtmem gerekir. Bu nedenle ben de daha çok saat ağırlıklı yazılar yazmaya başladım.

Bugünkü konuğumuzun İsviçreli Tissot markasının efsanevi modeli olan Le Locle modeli olduğunu belirtmiştim. Ben Le Locle koleksiyonunun T006.407.11.033.00 modelini aldım. Öncelikle bu saati en özel kılan şey ismini İsviçre’nin Neuchâtel Kantonu’nda yer alan ve UNESCO’nun Dünya Mirası olarak değerlendirdiği bir yerleşim merkezi olan Le Locle şehrinden almasıdır. Ayrıca bu küçük şehir Fransa’yla da sınır komşusudur. Saat konusunda bu yeri özel kılan şey 1600’lü yıllara kadar uzanan İsviçre saatçiliğinin merkezi konumunda olması. İsviçre Jura dağları arasında yer alan bu şehir tabii ki Tissot markasının da evi konumundadır.

Le Locle, 16. yüzyıldakiler dahil; Musée des beaux-arts du Locle, Musée d’horlogerie du Château des Monts ve Moulins souterrains du Col-des-Roches müzelerine sahiptir ve bu müzelerde geçmişten bugüne kadar uzanan saat koleksiyonları ve tabii ki özellikle de TISSOT ürünleri sergilenmektedir.

Saati değerli kılan isminin yanı sıra saatin yüksek kalitesi de övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Öncelikle saatin mekanizmasına değinmek istiyorum. Powermatic 80 ETA mekanizmalı Le Locle, selefine göre çok daha iyileştirilmiş bir güç rezervine sahip. Powermatic 80 olarak adlandırılan bu mekanizma isminden de anlaşılacağı üzere 80 saate varan bir güç rezervi sunmakta. Yani saat yaklaşık 3 gün hareketsiz kalsa bile onu takmak istediğinizde zamanı doğru gösterir halde bulacaksınız. Yaklaşık 1.5 gün dayanan çoğu mekanik saati düşünürsek 80 saat güç rezervi bir mekanik saat için mükemmel bir değer. 23 taşlı, 21600 vuruşlu bu mekanizma ayrıca bir çok mekanik saat modelindeki gibi saniye durdurma (hacking) özelliğine de izin veriyor. Ayrıca benim kullandığım modelin sapması günlük 4 saniyeyi geçmedi.

Sahip olduğum T006.407.11.033.00 modelinde de hemen her Tissot saatte olduğu gibi safir kristal cam bulunuyor. 30 metreye kadar su geçirmeyen bu saatte kullanılan malzeme ise 316L paslanmaz çelik. Kelebek tokalı kordonu hem kullanım açısından hem de parlaklık açısından mükemmel diyebilirim. Son derece şık bir kadran tasarımına sahip olan bu saatin klasik giyimle uyumu çok güzel ancak bu günlük kıyafetlerinize de yakışmayacağı anlamına gelmiyor. Kısacası her kıyafetle deneyimlediğim bu saati hiçbir şekilde kolumdan çıkarmak istemediğimi net olarak söyleyebilirim.

Görüldüğü üzere saatin arka kapağı da kadranı kadar şık. Mekanizmanın bir kısmının göründüğü kapakta ayrıca işlemeler mevcut. Bu işlemeler ve kullanılan yazı fontları saati çok karakteristik ve gösterişli hale getiriyor.

Kolumda kadranına, kolumda değilken de arkasına bakmaya doyamadığım bu saat aynı fiyat aralığında bulunan Japon rakiplerine kıyasla son derece güzel bir kutuyla geliyor. Bu kutuda “Bir Saat Fabrikasının Romanı” yer almakta. Ayrıca kutu içeriğinde saati kullanmadığınızda saklayabileceğiniz bir kılıf da bulunuyor.

Klasik saat modellerinden oldukça hoşlanan biri olarak bu İsviçreli modeli koleksiyonuma büyük bir zevkle ekledim.

Bir sonraki yazımda da yine efsane bir saatten bahsedeceğim. O zaman biraz kopya vereyim; çoğu yazımda bahsi geçen, hatta kıyaslamalara konu olan ancak henüz elime geçmeyen, sabırsızlıkla beklediğim bir model. Yazılarımı takip edenler hangi saatten bahsettiğimi anlamıştır 🙂 O halde bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

Instagram: silentjune83

Küçük Bir Saat Hikayesi

Yine bir karantina gününden merhaba. İş yoğunluğu vb nedenlerden dolayı eskisi kadar sık blog yazısı yazamıyorum. Hazır karantina günü boşluğuna denk gelmişken ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir konudan bahsedeceğim. Evet yanılmadınız. Bugünkü blog yazımda sıkça yaptığım gibi yine saatten bahsedeceğim ancak her zaman olduğu gibi yeni aldığım bir saat hakkında izlenimlerimden bahsetmeyeceğim. Bugünkü konuğumuz 1973 yapımı bir SEIKO 7005 – 8022.

Başlıktan da anlayacağınız üzere bu saatin küçük bir hikayesi var. Bu saat 1973 yılında, Ankara’da babaannem tarafından babama hediye edilmiş. Benden yaşça epey büyük olan bu saat bütün bebeklik fotoğraflarımda, özel gün fotoğraflarımızda hatta hemen hemen tüm albümlerimizde bir şekilde babamın kolunda görünüyor. Babam bu saati denize girerken dahi kolundan çıkarmazdı.

Kendimi bildim bileli var olan bu saat 2008 yılına kadar kullanıldı. Camı buharlanan, kadranı kararan, küflenen ve zamanı doğru göstermeyip zaman zaman duran bu saat babama göre saat artık yolun sonuna gelmişti. Pilli bir saat alarak kolundan çıkartıp bir köşeye koymadan önce oğlum bu saati çöpe at, artık bir işe yaramaz, adam olmaz dedi. Saatin o anki haline bakıldığında evet atılması için bu haklı bir neden olabilirdi ancak gözden çıkarılan bu saati bir şekilde eski haline getirmeyi o an çoktan kafama koymuştum.

Öğrenciliğimin son senelerine geldiğim için saatle hiç ilgilenemedim. Saati çöpe atmak yerine bir gün diriltmek üzere çekmeceme sakladım. Okul bitti, askerlik bitti, iş bulundu, işten çıkıldı, tekrar girildi, tekrar çıkıldı (malum)… ve yıl 2015 oldu. Bir gün internette saatlerle ilgili forumları okurken çekmecede sakladığım saat aklıma geldi. Yaklaşık 6-7 sene de çekmecede yatan bu saati öncelikle en yakınımda olan bir saatçiye götürmeye karar verdim. Götürdüğüm saatçi saatin bakıma ihtiyacı olmadığını makinesinin çok temiz olduğunu söyledi. Eee dedim ya kadran? Kadran için de hiçbir şey yapılamaz, bu şekilde kullanacaksın. Sakın kimseye de temizlettirme ya da söktürme yoksa bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmaz, kırılır vb cümleler kurdu. İçine su giren hatta kadranı mahvolan, zaman zaman duran bir saat nasıl olur da bakım gerektirmezdi hayli ilginç geldi!

Daha sonra internetten bu işi daha profesyonel yapan yerleri araştırmaya başladım. Bulunduğum şehrin dışında, hayli uzakta olan bir saat tamir ustasıyla irtibata geçtim. Gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra saati bu ustaya gönderdim. Saate gerekli bakım yapıldı, kalibrasyon işlemi yapıldı, kadranı temizlenmeye çalışıldı, akrep ve yelkovana relume (yeniden fosforlama) işlemi yapıldı ama bu saat ustası da saatin kadranını temizlemeye çalıştı fakat temizleyemedi. Bu usta da kadran için bir şey yapamayacağını belirtti. En azından saat daha düzgün çalışır hale gelmişti bu bile bir aşamaydı. Ancak saat, kalibre edilmesine rağmen hala düzgün zaman tutmuyordu. Saat ustaları bu yaştaki saatler için günlük 1 dk sapmaları kabul edilebilir ölçüde sayıyorlar ancak ben bu konuda çok fazla olmasa da takıntılı sayılırım.

Kadran restorasyonu için Ankara’da gitmediğim saat tamircisi neredeyse kalmamıştır. Hangi saatçiye gittiysem kadranın tamirinin mümkün olmadığını ve kadranın saatçiler için en zor iş olduğunu belirttiler. Tabii sadece saat tamircilerini gezmedim. Antika eşya pazarlarını da bu saatin hiç değilse bir benzerini bulma ümidiyle gezdim. Bulabilseydim aldığım saatin kadranını bu saate monte ettirecektim ama nafile… Malum online alışveriş siteleri de dahil, Türkiye genelinde saatin benzerleri olmasına rağmen bir eşine daha rastlamadım. Saati bu haliyle bir kaç kere kullandım ve yine çekmeceye kaldırma kararı aldım. Aklımın her zaman bir köşesinde olan bu saat için arada sırada internetten kadran tamiri yapan yerler araştırıyordum fakat bulamıyordum… 11 yıldır kaderi çekmecede yatmaktan ileri gidemeyen bu saatin kurtuluş zamanı 2021 yılındaydı…

2020 yılının Aralık ayına gelmiştik. Saat yine birden bire aklıma geldi. Ankara’da en iyi saat tamircileri diye araştırma yaptım ve saati söz konusu saatçiye götürdüm. Bu saatçiye daha önceden de mekanik bir Orient saatin tamirini yaptırdığımızı hatırladım. O yüzden güvenilir geldi. İstanbul’da saat kadranlarını yeniden baskı yöntemiyle sıfır gibi yapan bir yer olduğunu ve kadran tamiri için saatleri oraya gönderdiklerini söylediler. Durumu onayladım ancak saatçiden dönerken telefonla arayıp aynı kadran rengini tutturamayacaklarını söylediler. Haliyle pek içime sinmedi. Başka yöntemler denediler hatta restore etmeye çalıştılar ancak sonuç yine iç açıcı olmadı…

Ayın son günlerinden birinde yine kafama esip araştırma yapmaya karar verdim. Öncelikle yine saatin aynısını aradım ancak yine bulamadım. Zaten bulsam da ne kadar temiz olacaktı o da ayrı bir konu. Google’a yine kadran tamiri, restorasyonu vb kelimeler yazdım. O da ne! Evet kadran tamiri yapan yerler vardı. Hem de hurda bir kadranı bile ilk günkü halinden farksız hale getirebiliyorlardı! Çok geçmeden irtibata geçtim. Bu işi Türkiye’de yapan iki ya da üç yerden biriydi. Saatin fotoğraflarını attım. Usta saati eski haline getirebileceğini ve 10-15 gün içinde teslim edebileceğini söyledi. Ben de çok geçmeden saati özenle paketleyerek kargoya verdim. Saat ustaya ulaştıktan sonra meraklanmaya ve sabırsızlanmaya başladım. Yıllarca düzeltilmesi mümkün olamamış, çok değer verdiğim bir eşya sıfırdan farksız şekilde geri dönecekti… Usta söylediği zamanda işi bitirdikten sonra kadranın fotolarını gönderdi. Sonuç tam anlamıyla efsaneydi…

Saat sonunda elime ulaştı. Paketi açıp saati elime aldıktan sonra gözlerime inanamamıştım. Bu saat o saat miydi? Her ne kadar çalışsa da işi bitik görünen saat mükemmel bir kondisyona kavuşmuştu. Saati pırıl pırıl koluma taktım ancak son bir iş daha kalmıştı. Saati kalibre etmek gerekiyordu…

Piyasada antikacılarda bile çok nadir bulunan, her parçası metalden yapılmış, dayanıklılığıyla ünlenmiş 7005 makineli saatimin kalibrasyonu için yine bir saat tamircisine gittim. Ancak saatin bakımı yeni olmasına rağmen ayar makinesinde farklı açılarda birbirinden çok farklı sonuçlar veriyordu. Örneğin, -35 +58 gibi… Ayarı yapan usta bu saatin bu şekilde kullanılıp geri kaldıkça ya da ileri gittikçe ayarlayıp o şekilde kullanmamı tavsiye etti. Saat daha tertemiz olmasına rağmen bakım yapalım bakımdan sonra daha iyi zaman tutar diyen bile oldu. Başka ustaya götürdüm o da benzer cevaplar verdi. Yani her halükarda saat günde 1 dk ya da daha fazla geri ya da ileri gidecekti. Ben de geri ya da ileri gittikçe bunu sık sık düzeltecektim. Pek aklıma yatmadı.

Ayar makineleri bana açıkçası çok güven vermiyor. O nedenle Saatin gerçek kullanımıyla ayar makinesinde çıkan sonuçların çok farklı olabileceğini biliyordum. Sonuç olarak saati gerek gerçek şartlarda günlük kullanım yoluyla gerekse program yardımıyla kendim ayarlamaya karar verdim. Saati net olarak 3 gün test edip ona göre + – çok küçük dokunuşlar yaparak kendim ayarladım. Günde 1 dakika ileri ya da geri gitmesi normal görülen saat şu an 48 saatte -5 saniye gibi muhteşem bir zaman tutuşa sahip oldu. 1973 yapımı bir saatin cosc değerlerinde zaman tutması inanılmaz değil mi?

Saat koleksiyonu yapan biri olduğumdan benzer kalibrelere sahip yeni model bir çok mekanik saatim var. Ancak 7005 kalibreli bir Seiko’nun değeri tabii ki başkadır; çok dayanıklı bir mekanizmadır. Bende çocukluğumdan beri tik tak sesleriyle ilgi uyandıran bu saat şu anki saat koleksiyonumu yapmama vesile oldu. Şu an kolumdan çıkaramadığım bu saatin aynısını antikacıdan ya da ikinci el eşya pazarından almış olsaydım büyük ihtimalle düzelttirmek için bu kadar çabalamazdım hatta o haliyle almazdım bile.

Koleksiyonumun atası olan Seiko 7005 – 8022, tartışılmaz kalitesi ve şıklığının yanı sıra bendeki anısıyla da ölümsüz bir saat.

Bir sonraki blog yazımda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram takip: silentjune83

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla