Öne çıkan

BARIŞ FİŞEK

BARIŞ FİŞEK

14 Nisan tarihinde Ankara / Çankaya’da doğdum. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun oldum. Mezun olduktan sonra fotoğraflarla uğraşmayı sevdiğim için Grafik Tasarım kursuna gittim ve bir dönem grafikerlik yaptım. Daha sonra İzmir’de ve Ankara’da yerel televizyon kanallarında kameramanlık yaptım. Sonrasında bir dönem tekstil firmasında ürün fotoğrafçılığı yaptım. Aynı zamanda eğitime de devam etmek istediğimden ikinci üniversite kapsamında Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde eğitim aldım ve mezun oldum.

Çocukluğumdan bu yana fotoğraf çekmeyi çok sevdiğim için hobi olarak yaptığım hatta ek iş olarak yaptığım fotoğrafçılığı profesyonel anlamda yapmaya başladım ve uzun süredir özel gün fotoğrafçılığı yapmaktayım. Tarzımla ilgili dışarıdan güzel geri bildirimler aldığım için ve kamera önünde olmayı sevdiğimden dolayı Instagram’da deneyimlediğim ürünlerle ilgili foto paylaşımlar yapmaktayım. Bu blog sayfasında da sizlere fikir vermesi amacıyla çoğunlukla deneyimlediğim ürünler hakkında inceleme yazıları yazacağım. Keyif almanız dileğiyle…

İLETİŞİM : sbarisfisek@gmail.com

https://www.instagram.com/silentjune83/

https://barisfisek.tumblr.com/

Bumerang - Yazarkafe

Uygun Fiyatlı, Kaliteli, Sağlam

Şimdiye kadar incelediğim kol saatleri genellikle mekanik ve quartz modellerdi. Ancak bu yazımda sizlere yaz boyunca test etme fırsatı bulduğum ve oldukça memnun kaldığım Casio AE1000W modelinden bahsetmek istiyorum ancak yazıma başlamadan hemen önce bu kişisel blog sayfasının tamamen “kişisel” olduğu ve tamamen kendi kullanım deneyimlerime dayandığını belirtmek istiyorum. Bunu belirtme sebebim daha önceki “jubilee bilezik” ile ilgili yazıma saatlerle hiçbir ilgisi ve konu hakkında bilgisi olmayan hatta ana diline bile hakim olmayan birinin yazdığı saygısız bir yorum. Bu yorum, benim iyi araştırma yapmadığım, beğensem de beğenmesem de Seiko 7S26 mekanizmanın dünyanın en iyi mekanizması olduğu, kendisindeki 7S26 Seiko’nun sıfır sapmayla çalıştığı, yazılarıma duygularımı katmamam gerektiği gibi tutarsız, gereksiz, cehalet dolu kelime israfından ibaretti.

Yazılarıma duygularımı katarım! Kullandığım ürün bana ait. Beğenmezsem beğenmediğimi, beğenirsem de beğenimi gayet net bir şekilde belirtirim! Bu kişiye kendisinin biraz kitap okuyarak Türkçesini ilerletmesini, eğer gerçekten ilgisi varsa saatlerle ilgili düzgün araştırma yapmasını ve bilgi edinmesini tavsiye ederim. Her şeyden önce de terbiyeli olmaya davet ederim… Sonuç olarak bu bir kişisel blog sayfasıdır. Beğenmeyen okumaz. Konu hakkında farklı bir düşüncesi olan varsa da bunu kendi blog sayfasında kendi deneyimlerine göre yazar. İsteyen onun yazısını okur, isteyen benim yazımı okur.

Şimdi asıl konumuz olan Casio AE1000W modeline gelecek olursak saatin uygun fiyatı, özellikleri ve sağlamlığı fiyatına göre gerçekten şaşırtıcı. Deniz, havuz ve bir çok spor için kullandığım klasikleşen Casio F91W’nun görüntüsünden oldukça sıkılmıştım. Farklı ve aynı zamanda F91 kadar sağlam bir alternatif arıyordum. Neyse ki bu saat imdadıma yetişti.

Bir alışveriş sitesinden online olarak aldığım saat 2 yıl Ersa garantili olarak klasik Casio kutusunda geldi. Yuvarlak hatlara sahip olan bu saatin kasa çapı (43,7) oldukça tatminkar. Kolda rahatsız edecek kalınlıkta da değil. Ayar düğmeleri ise bileğinizin hiçbir hareketinde rahatsız etmiyor. Ancak çok iri saatlerden hoşlanan kişilerin tabii ki G-Shock modelleriyle ilgilenmelerini tavsiye ederim. Bu saatin en önemli özellikleri dünya saatlerini gösterebilmesi, 5 farklı zaman aralığında alarm çalabilmesi, geri sayım yapabilmesi, 100 metre su geçirmezliği ve 10 yıl pil ömrüne sahip olması. Günümüzün akıllı saatleri varken bunları sayıyor olmam kimilerine komik gelebilir ama 200 TL civarına çok sağlam hatta evladiyelik denilebilecek bir Casio aldığınızı unutmayın. Şunu da belirtmek isterim ki daha önce kullanmakta olduğum Casio F91W modelini 2010 yılında askere gitmeden önce aldım ve şu zamana kadar hiç pil değiştirmediğim (10 yıllık pil ömrü vaad edilmemesine rağmen). Sanırım ne demek istediğimi anlamışsınızdır 🙂 En azından anlayanlar anlar… Sürekli duşta ve tuzlu suda kullanılan kauçuk malzemelerin ömrü sınırlı olduğundan sadece 1 kere kordonu değişti. O kadar da olsun değil mi? 🙂

Performansından ve görüntüsünden oldukça memnun kaldığım Casio AE1000W modelinin eksi yönleri yok mu diyeceksiniz. Kusursuz hiçbir şey yoktur diyerek saatin eksi yönlerini hemen sıralıyorum:

-Kordon giriş yerinin özel olması nedeniyle başka bir kauçuk kordonla kullanamazsınız. Kordon eskidiğinde mutlaka orijinalini bulmanız gerekir.
-Işığın tek yönden gelmesi pek hoş olmamış. Karanlıkta görüşte hiçbir problem yok ama zeminin tamamen aydınlatılması daha hoş olurdu.
-Alarm çalma süresi biraz kısa gibi.
-5 farklı zaman aralığında alarm mevcut ama keşke bu alarmların sesleri de birbirinden farklı olsaydı.

Sonuç olarak Casio AE1000W modeli bir akıllı saat değil. Scuba Diving hariç her türlü aksiyona gönül rahatlığıyla girişebileceğiniz 200 TL civarlarına satın alabileceğiniz çok fonksiyonlu ömürlük bir dijital kol saatidir. Denizde, havuzda, spor yaparken gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere 🙂

Yeni Instagram hesabım: silentjune83

Erkeklere Özel Bakım Kiti

Pandemi nedeniyle çoğu erkek gibi ben de berber işini eve taşıyanlardanım. Bu nedenle daha önce almış olduğum saç kesme makinesinden çok iyi verim alamadığım için farklı bir ürün almaya karar verdim. Tesadüfen bir süpermarkette Fakir Ultracare Erkek Bakım Kiti’ne rastladım. Bu ürün saç kesme özelliğine ek olarak vücudun farklı noktalarında da kullanılabilecek özel başlıklara sahip bir bakım kiti. Saç kesme özelliğini de barındıran bir bakım kiti arayanlar için bu üründen kısaca bahsetmek istiyorum.

Çoğunlukla 0-3 numara saçla gezdiğim için (saçsız da denilebilir) mutlaka haftada 1 kez saçlarımı tıraş ediyorum. Bu nedenle dayanıklı ve verimli çalışan bir saç kesme makinesi gerekiyor. Mevcut saç kesme makinem sanırım ekonomik ömrünü tamamladığından olsa gerek son zamanlarda verimsiz çalışmaya başladı. Ben de haliyle yeni bir makine arayışına geçtim. Herhangi bir markanın saç kesme makinesini internet’ten sipariş edecekken bir süpermarketin sepetinde tesadüfen rastladığım Fakir Ultracare bakım ürününe rastladım ve saç kesme başlığını da barındırması sebebiyle hiç düşünmeden satın aldım.

Yaklaşık 15 gündür kullandığım bu all in one ürünün bıçakları son derece verimli çalışıyor. İlk olarak saç kesme performansını değerlendirmek gerekirse gerçekten memnun kaldığımı söylemeliyim. Saç kesme başlığı için verilen taraklar çift yönlü kullanılabilmekte. Böylelikle pratik şekilde tarağın yönünü ters çevirerek farklı ölçülerde kesme işlemi yapabilirsiniz. Islak/nemli saçlarda da kullanılabileceği belirtilen bu makinenin performansı nemli yüzeylerde bana daha iyi gibi geldi. Ayrıca makinenin oldukça sessiz çalıştıştığını söylememde de fayda var.

Bu ürün vücudun farklı yerlerinde kullanılabilmesi için 6 tane farklı kesme başlığına sahip. Bunlar; burun/kulak kılı başlığı, saç tıraş başlığı, sakal tıraş başlığı, vücut temizliği başlığı, favori düzeltici başlık ve ince detay başlığı. Bu başlıkların hepsini istisnasız şekilde kullanıyorum ve hepsinin genel anlamda kesme performansı iyi. Özellikle ıslak tıraştan vazgeçemeyen biri olarak sakal kesme başlığının performansının beni şaşırttığını söyleyebilirim. Daha önce satın aldığım, işi sadece sakal tıraşı olan makinem bile bu kadar temiz almıyordu… Islak tıraşa göre daha pratik olması nedeniyle sakal tıraşımı artık sıklıkla bu makineyle olmaktayım.

Ürünün şarj süresi oldukça tatminkar; 12 saatte tam olarak şarj oluyor. Tam şarjlı kullanım süresi ise 45 dakika. Bana bu süre yeterli gelmekte ancak cihazı şarj etmeyi unutursanız ürünün fişte kullanım özelliği ne yazık ki yok. Bunu ürünün bir dezavantajı olarak belirtebilirim. Ancak unutkan değilseniz ve şarj için beklemeye vaktiniz varsa bu herhangi bir sorun teşkil etmiyor.

Kısacası uygun fiyatlı olsun, saçlarımı ve sakalımı tıraş edebileyim ayrıca vücudumda da kullanabileyim diyen erkekler için kesinlikle değerlendirilmesi gereken bir ürün.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

Instagram: silentjune

Son Kararım Clio Oldu

Uzun süredir yazma fırsatı bulamıyordum. Anca bugün fırsat bulup klavye başına geçebildim. Başlıktan anlayacağınız üzere bugün yeni aldığım otomobilimden biraz bahsetmek istiyorum. Şimdiye kadar otomobil ile ilgili bir yazı yazmamıştım. Bu ilk olsun 🙂

Yeni Araç Almaya Nasıl Karar Verdim?

Yaklaşık bir yıldır aracımı yenileme düşüncem vardı. Sedan araç kullanmaktan, şehir kalabalığından ve buna bağlı park yeri sorunundan sıkıldığım için sedan aracımı satıp B segment, 2020 model, supermini bir araç almanın daha uygun olacağını düşündüm.

Hyundai, Ford, Opel, Volkswagen gibi markaların ünlü mini araçlarına baktım ancak özellik, performans, yakıt, tasarım ve fiyat olarak Renault Clio bana daha cazip geldi ve Clio almaya karar verdim. Daha önceden de bir Renault kullanıcısı olduğum için bu markadan kolay vazgeçmeyeceğimi bir kez daha anlamış oldum. Tabi bu tamamen göreceli bir durum. Herkesin otomobilden beklentisi farklıdır. Örneğin Ford kullanıcılarının da kullandıkları markadan kolay kolay vazgeçmediklerini yakınlarım sayesinde iyi bilirim…

Bu yazımda sizlere Renault’nun ya da Clio modelinin tarihçesini tabii ki anlatmayacağım. Zaten bu tarz bilgilerin Wikipedia vb sayfalarda olduğunu hepimiz biliyoruz. O yüzden bu otomobil hakkında tamamen öznel düşüncelerimi kısaca belirteceğim. O zaman gelin ilk önce motora bir göz atalım.

Engine Downsizing Modasına Uymamak Olmazdı

Clio almaya karar verme sebeplerimden en önemli nedenlerden ilki teknoloji harikası, 3 silindirli ve güncellenen 0.9 TCe (Turbo) motoru. Euro 6 standartlarına uygun olan bu motor düşük emisyon değerlerine ve şaşırtıcı bir performansa sahip. 900 cc olarak tasarlanan motor, turbo beslemesiyle birlikte 90 hp güce kavuşturulmuş. Bu motor, turbo sayesinde 2000 – 2500 devir aralığında 140 Nm tork gücünün tamamını vererek mükemmel bir kalkış ve sürüş keyfi veriyor. Gaza dokunduğunuz an gücü her zaman ayağınızın altında hissediyorsunuz. Bu motoru atmosferik herhangi 1.6 lt ya da 1.8 lt benzinli bir motora tercih edebileceğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ayrıca yeni Clio 5 ile gelen TCe 100 motordan biraz daha daha seri olduğu da söylentiler arasında.

Performans bir yana dursun ülkemizde asıl önemli olan şey bu motorun ne kadar yakıt tükettiği… Bu üniteye sahip bir Clio şehir içi 100 km’de yalnızca 6.5 litre yakıyor. Bu oran Şehir dışında 4.5 litre ve karma tüketimde 5.3 litre gibi mükemmel değerleri görüyor. Kısacası bu motor iyi bir performans sergilerken neredeyse bir dizel araç kadar da az yakıt tüketiyor.

0.9 TCe’nin oldukça sessiz bir motor olduğunu da belirtmemde fayda var. Yüksek devirlere çıktığınızda ise dipten gelen 3 silindirli motorun sesi tıpkı sıralı 6 silindirli motorların etkileyici sesini andırıyor. Kısacası Renault motor konusunda gerçekten iyi iş çıkarmış.

Peki ya Güvenlik?

Önemsediğim en önemli konulardan birisi de güvenlik. Clio, Euro NCAP testinden 5 yıldız almış, kendini ispatlamış, supermini bir araç. Ruhsatta 1204 kilo ağırlığında görünen aracın koltuğuna oturduğunuz andan itibaren güvenli hissediyorsunuz. Virajlarda savrulma hissi yaşamıyorsunuz. Yavaş giderken ve park ederken manevra yapmanızı çok kolaylaştıran elektrik destekli direksiyon yüksek hızlarda sertleşerek sürücüye mükemmel bir hissiyat sağlıyor. Baz model olarak satılan modelde ön sıra hava yastıkları, yokuş kalkış desteği, acil fren destek sistemi (AFU), elektronik savrulma önleyici (ESC) gibi özellikler standart olarak geliyor. Tabi otomobilin oturaklı gidişine ve özelliklerine güvenerek asla hız yapılmamalı, her zaman kurallara uyulmalı. Kendimizi de başkalarını da riske atmamalıyız.

Sonuç Olarak

Araçtan son derece memnun kaldığımı belirtmeliyim. Şu ana kadar olumsuz herhangi bir özelliğini göremedim. Anahtarsız kartlı giriş sistemi, gündüz led farları, hız sabitleyici, start/stop özelliği, R&Go uygulaması gibi artı özelliklerin olması gerçekten sevindirici. Bu tarz B segment, supermini araç arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere 🙂

Kendi Küçük Sesi Büyük!

Bugün sizlere yakın zamanda aldığım ve test etme imkanı bulduğum Muicho Pair 2 mini bluetooth hoparlörden kısaca bahsedeceğim.

İnternet mağazalarında 109 – 150 TL arasında satılan ve oldukça sevimli bir görüntüye sahip olan bu hoparlörün boyutu şaşırtıcı derecede küçük. Kumsalda, balkonda vb her yerde JBL Go kullanan biri olarak boyut konusunda Go’ya göre çok daha tatmin edici olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Peki ses konusunda da öyle mi gelin bir göz atalım.

Boyutu oldukça küçük olan bu aletin sesi 3w gücünde. Ses kalitesi ise boyutundan beklenmeyecek derecede güçlü ve berrak. Yakın rakibi JBL Go ile kıyaslayacak olursak Go’ya göre tizleri ve son sesi biraz daha az ancak Muicho’nun Go’ya göre oldukça küçük boyuta sahip olduğunu ve yarı fiyatına satıldığını da unutmamak gerekir. Örneğin Muicho’yu plajda çalıştırdığınızda herkesin sesin nereden geldiğini anlamak için dönüp baktığını rahatlıkla fark edebilirsiniz. Yani ses yüksekliği ve kalitesi konusunda sizi dış mekanda bile tatmin edecektir. Muicho şarj konusunda da sizi üzmeyecek. Tam dolu olduğunda 4 saate kadar müzik dinleyebilirsiniz. 300 mAh’lık lityum pili 45 dk gibi kısa bir sürede tamamen şarj olabiliyor.

Muicho Pair 2’nin en önemli özelliklerinden biri eşleştirmiş olduğunuz kameralı herhangi bir akıllı cihazınızda uzaktan kumanda olarak kullanılabilmesi. Böylelikle çok daha rahat bir şekilde selfie çekebilirsiniz. Bu aletin bir diğer önemli özelliği ise True Wireless Stereo (TWS) sayesinde ikinci bir Muicho ile eşleşerek aynı anda kullanılabilmesi. Yani 2 x 3w şeklinde ses gücünü ikiye katlayabilirsiniz.

Muicho Pair 2’nin teknik özellikleri ve kutu içeriği şu şekilde:

Bluetooth kablosuz bağlantı 
True Wireless Stereo eşleşme
Uzaktan kumanda ile selfie konksiyonu 
Eller serbest telefonla görüşme
Boyutlar: 42.5 x 45mm
Ağırlık: 40.5gr
Ses Gücü: 3W
Ses Frekans: 20Hz-20KHz
Pil Kapasitesi: 300mAh
Şarj Girişi: 5V (USB)
Pil Ömrü: 4 saate kadar (ses seviyesine ve ses içeriğine göre değişir)
Şarj Süresi: 1 saate kadar
Bluetooth: V4.1 ve üstü
Paket İçeriği: Muicho Hoparlör, Askı, USB Şarj Kablosu, Kullanım Kılavuzu

Sonuç:

Bluetooth hoparlör alırken tabii ki beklentiler önemli. Eğer yüksek bas ve tiz sesler arıyorsanız haliyle en az 700 -1000 TL’yi gözden çıkartmanız gerekmekte. Ancak bluetooth hoparlörüm olsun, her yerde yanımda olsun, gerektiğinde cebime bile girsin ve kaliteli sese sahip olsun derseniz Muicho hoparlör tam size göre.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram: “silentjune”

Otomobilimi Kendim Temizlerim Diyenlere…

Siz de otomobilini fırça çiziklerinden hoşlanmadığı için oto yıkamaya veremeyenlerdenseniz ya da en iyi temizlik kendi yaptığım temizliktir diyenlerdenseniz bu yazıya bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Bugün sizlere otomobil yıkarken bir kaç senedir kullanmakta olduğum oldukça güzel ve etkili bir üründen bahsetmek istiyorum. Bu ürün genellikle ev temizliğinden aşina olduğumuz HighGenic Silikonlu Temizleyici…

Önceleri ev için almakta olduğumuz bu ürünün üzerinde araba için de kullanılabileceğinin belirtilmesine rağmen piyasada sadece oto aksesuar vb bölümlerde bulunan “otomobillere özel” ürünleri satın aldığımdan HighGenic silikonlu temizleyiciyi kullanmayı hiç düşünmemiştim. Bir gün yine aracımı temizlerken cam silmek için kullandığım sıvının tükendiğini fark ettim ve en yakında bulunan A101 mağazasına girerek rafta gözüme çarpan HighGenic silikonlu temizleyiciyi satın aldım.

Önceleri sadece cam için uygun olduğunu düşündüğüm bu ürünü boyaya zarar verebileceğini düşünerek önce camda denedim. Cam yüzey üzerinde sanki cila sürülmüş gibi kaygan bir etki yaratmıştı. Aracımı yıkayıp kuruladıktan sonra kaporta üzerinde de denemeye başladım. Ürünü kullandıktan sonra aracım adeta cila çekilmiş gibi parlak ve lekesiz görünüyordu. Yağmurlu günlerde de cam dahil bu ürünle sildiğim tüm yüzeylerin üzerinde suyun kayarak gittiğini, leke bırakmadığını fark ettim.

Boya ve kaportaya kesinlikle zarar vermeyen bu ürünü aracın göğüs kısmında ve tüm plastik, metal yüzeylerinde güvenle kullanabilirsiniz.

Şu an 1 litresi 6-7 TL gibi bir fiyata satılan HighGenic Silikonlu Temizleyici varken etkisi daha az olan, uğraştırıcı “otoya özel” benzer temizlik ürünlerinden neden alayım sorusu geliyor insanın aklına…

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Ürünün kaporta, cam, iç plastik ve metal aksamlarda son derece etkili olduğunu belirtmiştim. Ancak tabii ki bu ürünle yapılması ve yapılmaması gereken bir kaç şey mevcut:

-Ürünü silecek su deposuna doldurmayın. Püskürttüğünüzde motorun sıcaklığıyla ısınmış olan kaputa damlacıklar halinde sıçrayacağından ve silme imkanınız olmayacağından boya üzerinde lekelenmelere sebebiyet verebilir.

-Kumaş yüzeyleri bu ürünle temizlemeye, leke çıkarmaya çalışmayın. Kalıcı lekelere sebep olabilirsiniz. Kumaş temizliği için leke çıkarıcı özel ürünleri satın alın.

-Lastik yanaklarını, jantları ve bakalit kısımları bu ürünle temizleyebilirsiniz ancak tampon cilası gibi simsiyah ve parlak bir görüntü elde edemezsiniz. Bunun için otomobillere özel lastik ve tampon cilası kullanın.

-Üründen tam performans almak istiyorsanız yıkanmış araç üzerinde mikrofiber bezle birlikte kullanın.

Sonuç olarak

Evlerde son derece etkili olan bu ürünü otomobilinizde de gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Tozun, suyun olumsuz etkilerini minimuma indirdiğini göreceksiniz.

Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle 🙂

Instagram: silentjune

Doğal Roll On Denediniz mi?

Bugün sizlere epeydir merak ettiğim, sürekli sanal satış mağazalarında gördüğüm ve kullanma fırsatı bulamadığım ancak denk gelince bir süpermarketin kozmetik reyonundan aldığım değişik bir üründen bahsetmek istiyorum. Bu ürün yine bir roll on ancak sıradan bir roll on değil… Doğal roll on olarak satılan bu ürünü diğer roll on ürünlerden ayıran en önemli özellik alüminyum klorohidrat, paraben ve alkol içermiyor olması.

Bir süpermarketin kozmetik reyonundan aldığım Siveno “doğal roll on”u birkaç gündür kullanıyorum. Kullanmaya başlamadan önce bu ürünün Alüminyum, paraben ve alkol içermiyor olması aklıma ilk olarak acaba diğer roll on ürünler kadar işe yarıyor mu sorusunu getirdi. Ancak kullanımdan sonra açıkçası etki olarak daha önce kullandığım doğal olmayan ürünlerden bir farkını göremedim. Aklımdaki acaba diğerleri kadar etkili mi sorusu, yıllarca alüminyum gibi maddelere maruz kalan cildime boşuna mı eziyet etmişim sorusuna dönüştü…

Diğer ürünlerden etki olarak bir farkı yok dedim. Ancak kullanım açısından psikolojik midir bilmiyorum diğer roll on ürünlere göre sanki biraz daha geç kuruyor. Tabii bu benim için bir sorun teşkil etmiyor. Bir diğer farkı da ürünün kutusunda belirtildiği gibi çalkalanmasının gerektiği. Böylece ürünü tam performanslı olarak kullanabilirsiniz. Ürünün kokusunun ise son derece değişik ve güzel geldiğini söylemeliyim. Erkekler için olanında ferahlatıcı bir mentole eşlik eden tarçın benzeri kokusu insana kendini son derece temiz hissettiriyor.

Türkiye’de üretilen ve oldukça memnun kaldığım bu ürünü herkese tavsiye ediyorum.

Ürün hakkında daha fazla bilgi almak için https://www.siveno.com/dogal-roll-onlar sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere 🙂

Instagram: silentjune

Kendime Doğum Günü Hediyesi Aldım

Seiko markasının mekanik saatlerine olan hayranlığımı beni tanıyan çoğu kişi bilir. İlk olarak babamın 1973 model (hala çalışıyor) otomatik Seiko saati sayesinde bu marka ile tanıştım. Bu saatin oldukça zorlu bir kullanımdan sonra hala çalışıyor olması beni şaşırtmıştı… Bir çok farklı markaya ait hem mekanik hem de quartz saatlerim olmasına rağmen yıllardır bu Japon saat firmasının ürettiği mekanik saatler koleksiyonumun ilk sırasındadır. Bu anlamda İsviçre saatlerine ilgi duyanların aksine ben bu olayın Japon tarafındayım diyebilirim.

Bir saat meraklısı olarak son zamanlarda yeni bir dalış saati alma kararı aldım. Aklımda Seiko, Orient, Citizen ve Tissot markalarının dalış serisi saatleri vardı. Peki bu saatle dalacak mıyım tabii ki hayır ancak görsel açıdan ve dayanıklılık açısından dalış serisi saatlerin diğer saatlere göre daha üstün saatlerdir çünkü bu saatler su geçirmez (water resistant) saatlerin çok daha ötesinde… Kısaca dalış serisi saatler ISO 6425 standartlarına sahip saatlerdir ve bu standarda sahip olabilmeleri için bir çok zorlu testlerden geçirilmektedir. Alacağım saatin bu standarda sahip olmasını istediğim için Tissot’un Seastar (silicium) modelini ve Orient Kamasu modelini en baştan eledim. ISO 6425 standardı hakkında daha detaylı bilgi edinmek için https://en.wikipedia.org/wiki/Diving_watch adresine göz atabilirsiniz.

Seiko’nun dalış saati denilince çoğumuzun aklına dayanıklılığıyla ün yapmış Pepsi bezelli SKX009 ve türevleri gelmektedir. Seiko’nun bu serisi üretimden kalkmasına rağmen saat koleksiyonerleri tarafından gerek ikinci el gerekse sıfır olarak hala sıkça tercih edilmektedir. 21 taşlı 7S26 mekanizmasında saniye durdurma (hacking) ve elle kurma (hand-winding) özellikleri olmamasına rağmen, üretimden kalktığı için günümüzde satıcılar tarafından bu saatlere ederinden daha fazla fiyatlar istenmektedir. Saniye durdurma ve elle kurma özelliği otomatik saatlerde benim için pek bir anlam ifade etmiyor fakat bu özellikler bildiğiniz gibi fiyata yansıyor. O yüzden bu saatin 2800-3000 TL etmeyeceğini düşünüyorum. Peki bu saat alınmaz mı? Tabii ki alınır ancak 2800 – 3200 TL gibi fiyatlara değil de 1600 – 1800 TL bandında seyreden fiyatlara alınır çünkü istenen fiyatlara bir çok daha iyi alternatif ürün karşınıza çıkıyor.

Yoğun bir araştırmalar ve Instagram’da yaptığım anketler sonucunda (sonuç her ne kadar Casio çıksa da) SEIKO PROSPEX SRPC25K modelini almaya karar verdim. Bu modeli almamdaki en önemli etken saatin kadranında Rolex Sea-Dweller / Deep Sea modelinin kadranındaki gibi dark blue renk tonunun kullanılmış olmasıydı. Bu kadran rengi tabii ki denizin derinliklerindeki koyu mavi karanlığı hatırlattığı için saatin dalgıç karakterine çok yakışmış ve onu ikonik bir hale getirmiş.

Batman modeli olarak da bilinen SEIKO SRPC25K modelinde markanın sıkça kullandığı 24 taşlı, elle kurma ve saniye durdurma özellikli 4R36 mekanizma kullanılmış. Bu mekanizma tam doluyken size 41 saat civarında yeterli bir güç rezervi sağlıyor. Bu mekanizmanın günlük yanılma payı günlük kullanımda, kolda ve 5-35 derece hava sıcaklığında +45 -35 saniye aralığında belirtilmiş. Ancak ben aldığımdan beri saati kolumdan hiç çıkartmadım. Yaptığım ölçümde hareketli kullanım (dumbbell’la çalışma dahil), hareketsiz kullanım, ters pozisyon, kurma kolu üzeri pozisyon vb çok çeşitli duruşlarda bile saatin hassasiyeti +3 sn gibi COSC (Contrôle Officiel Suisse des Chronomètres) değerlerinde kaldı.

Daha önce aldığım SEIKO 5 SRPB17J saatimin mekanizmasıyla da aynı olan bu mekanizma gerçekten de COSC sertifikalı mekanizmaları aratmayacak derece iyi. COSC sertifikası hakkında detaylı bilgiye https://en.wikipedia.org/wiki/COSC adresinden ulaşabilirsiniz.

Saatin bir başka dikkatimi çeken özelliği döner bezelin Orient’in dalış modellerine göre çok daha rahat dönmesi ve ele oturmasıydı. Saat bu yönüyle gerçekten de tam anlamıyla amacına uygun ve kullanışlı. Ayrıca bu modelde eski SKX modellerindeki gibi indexlerde hizalama sorununa da rastlamadım. Saatin 45 mm’lik turtle kasası ise gerçekten göz doldurucu ve kolunuzda kendini belli eden cinsten. Bileziği ise bildiğiniz gibi 3 katlamalı, kilitli bir bilezik. Ayrıca oldukça kaliteli bir çelikten üretilmiş. Elinize aldığınızda bileziğin kalitesini hissedebiliyorsunuz. Bileziğin ortasında yer alan parlak ince detaylar da saatin döner bezelinin parlaklığına uyum sağlayarak ayrı bir şıklık katmış.

Kullandıkça daha da çok sevmeye başladığım bu saatin en önemli özelliklerinden biri de sizi hiçbir zaman yarı yolda bırakmayacak olan fosforlu indeksleri. Şimdiye kadar aldığım saatler içinde (diğer Seiko modelleri dahil) fosforu en güçlü olanı bu. Bu saatin fosforu diğer saatlerimin beyaz floresan ışığına duyarlı fosforundan farklı olarak güneş ışığında da tam gücüne ulaşabiliyor. Fosfor daha karanlığa girmeden loş ortamlarda bile kendini rahatlıkla belli ediyor. Bu özellik dalış yapan biri için suyun derinliklerinde oldukça önemli olsa gerek…

Sonuç olarak sağlam, gösterişli ve kaliteli bir mekanik saat arıyordum ve SEIKO PROSPEX SRPC25K modelinin bu anlamda beklentimi tam anlamıyla karşıladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Her şeyden öte güzel bir koleksiyon parçası olacağından hiç kuşkum yok.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram: silentjune

Yerli ve Milli El Dezenfektanı

Coronavirus (Covid-19) temizlik alışkanlıklarımızı değiştirdi. Daha doğrusu el hijyenine daha fazla dikkat etmemizi sağladı. Coronavirus öncesinde market raflarındaki limon kolonyası şişeleri beklemekten toz tutarken şimdi bu raflarda değil limon kolonyası bulmak, parfümlü olanlarını bile zor buluyoruz. Limon kolonyası satışı böyle patlamışken tabii fiyatları artıp çeşitleri de çoğaldı. Hatta geçenlerde jel halinde satılan limon kolonyası bile gördüm. Limon kolonyası her ne kadar pratik, uygun fiyatlı ve çoğu 80 derece alkol içeren, güzel kokulu, etkili bir dezenfektan olsa da kolonya tercih etmeyip el dezenfektanı olarak satılan jelleri kullanan insan sayısı da çok fazla.

El hijyeninin çok önemli olduğu şu günlerde el dezenfektanları, su ve sabun bulamadığımız yerlerde etkili bir çözüm ancak çoğunun kalitesi tartışılır durumda. Bir çok el dezenfektanının kokusu oldukça kötüyken bir çoğu da kuruduktan sonra elde yapışkanlık hissi bırakıyor. Bu dezenfektanlar her ne kadar etkili olsa da bu yapışkanlık durumu elleriniz gerçekten temiz olsa bile temizlik hissine gölge düşürüyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı geçtiğimiz günlerde bor içeren “Borel” isimli bir el dezenfektanını seri üretime geçireceklerini duyurmuştu. 100 ml şişe içinde satışa sunulan bu dezenfektan Nisan ayının 20’sinde 7,45 TL’lik fiyatıyla Migros’ta elime ulaştı. Peki bu yerli ve milli, bor katkılı el dezenfektanı tam olarak nedir gelin bir göz atalım.

Borel Nedir?

Borel, etil alkol, gliserol, bor, aloe vera, lavanta, çay ağacı, yağ ve su karışımıyla üretilen yerli ve milli bir el dezenfektanıdır.

Antibakteriyel ve antifungal özelliklerdeki çözeltiyle geliştirildiği söylenen bu dezenfektan, içeriği sayesinde ellerin nemliliğini koruyor ve cildin tahriş olmasını önlüyor. Böylece üst dokusuna zarar vermeden cildi dıştan gelecek etkilere karşı koruyor.

Ayrıca etil alkol uçtuktan sonra geriye kalan bor (bu dezenfektanı özel kılan madde) ve esansiyel yağlar antibakteriyel ve antifungal özellikleri sayesinde ayrıca eldeki bakteri ve mantarları da öldürerek yaraların iyileşmesini hızlandırıyor.

Yukarıdaki bilgiler bu yönde. Bir tüketici olarak benim deneyimimi soracak olursanız gerçekten memnun kaldığımı belirtmeliyim. Özellikle önceki satırlarda bahsettiğim yapışkanlık hissinden eser yok. Kokusu biraz deterjanımsı. Daha iyi kokabilir miydi diye düşünmedim değil ancak bu koku kesinlikle rahatsız etmiyor zaten bundan daha iyi kokan bir dezenfektana da rastlamadım. Koku biraz deterjan gibi koksa da temizlik hissi uyandırmada başarılı.

Sonuç olarak yerli ve milli sermayeyle üretilen oldukça kaliteli bir el dezenfektanını 7.45 TL gibi uygun bir fiyata satın alıyorsunuz. Bence bu kalitede bir ürün için çok uygun bir fiyat. Gönül rahatlığı ile kullanabileceğiniz bir ürün. Kullanmanızı tavsiye ederim.

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram: silentjune

Bitmeyen Maske Sorununa Pratik Çözüm

Corona günlerinde ülkemizde iyice sorun haline gelen maske dağıtımı yüzünden bir çok insan mağdur oluyor. Önce fırsatçı esnaflar yüzünden fahiş fiyatlara satılan cerrahi maskeler satışın yasaklanmasından sonra iyice ulaşılmaz hale geldi. Hükümet iki hafta önce maskeler olarak E-Devlet üzerinden veya PTT’nin sitesinden ücretsiz talep edilecek dendi. Sonrasında herkesin telefonuna SMS ile kod gelecek bu kodla gidip eczanelerden maskelerinizi alabileceksiniz dendi. Ancak eczanelerde maske yok. Hatta çoğunun camında maske yoktur yazıları asılı.

Bugün de benim telefonuma SMS ile kod geldi. SMS’te belirtilen kodla İzmir’deki eczanelerden maskemi ücretsiz olarak alabileceğim yazıyordu. İşin ilginç yanı ben şu an Ankara’da ailemin yanında yaşıyorum ancak zaten eczanelerde olmayan bu maskeleri ikametgahım İzmir’de olduğu için İzmir’deki eczanelerden alabiliyormuşum. Ankara’da yaşıyorum diye maske alamayacak mıyım? Hayatımda ikametgaha göre maske dağıtımı olduğunu da ilk defa görmüş oldum. Ülkemizdeki mantık dışı uygulamalar süre dursun ben daha önceki bir yazımda da anlattığım evde pratik maske yapımı tekrar anlatmak istiyorum.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki dağıtılacak cerrahi maskelerin zaten kalitesi iyi değil. Maske takılıyken bir çakmağı bile üfleyerek kolaylıkla söndürebilirsiniz. Bu maskeler elinize geçse bile içine antibakteriyel bir ıslak mendil koymadan kullanmayın.

Sizlere maske beklemenize gerek kalmadan çok daha kaliteli bir yöntemden bahsedeceğim. Öncelikle antibakteriyel özelliği olan ıslak havlulardan alın (ben Activex kullanıyorum). İçinden iki adet çıkarın ve ikisini de eşit şekilde açın ve bir miktar sağa ve sola doğru esnetin. Daha sonra tam ortadan ikiye katlayın. Açık olan ucunu 1.5 cm kadar katlayın ve aşağıda paylaştığım videodaki gibi kenarından kesin. Maskeniz hazır. Ne maske beklemenize gerek var ne de eczanelerde kuyruklar oluşturmanıza… İsterseniz bu maske takılıyken bir çakmak ateşini söndürmeye çalışarak ne kadar etkili olduğunu gözlerinizle görebilirsiniz… Üstelik 50 adet şeklinde satılan bu antibakteriyel havluları 9-10’ye alabilirken maske için strese girmeye gerçekten hiç gerek yok…

Maske yapmak için antibakteriyel ıslak mendilleri tercih edin.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram: silentjune

Dışarı Çıkarken Tam Olarak Korunuyor muyuz?

Hazır sokağa çıkma yasağı ilan edilmişken ben de bugün bir blog yazısı yazayım dedim. Tabii bu yazı tahmin ettiğiniz gibi dünyanın gündemini kendisine kilitleyen Covid-19 (coronavirus) ile ilgili.

Ülkemizde fahiş fiyatlara satılan maskeler, bu maskelerin satışının yasaklanıp bedavaya verilmesi kararı, Ptt yoluyla gönderilecek maskelerin hala elimize ulaşamaması vs derken ben zaten daha önce ki yazımda maske sorununa Antibakteriyel ıslak havluyla nasıl çözüm bulduğumu anlatmıştım. Bu yönteme ek olarak her ne kadar bir işe yaramadığı söylense de nano maske olarak tabir edilen siyah maskelerden ben de aldım ve gayet koruyucu olduğunu düşünüyorum çünkü su bile sızdırmıyor. Tabii bu maskeler de kalitesine göre değişiyordur. En azından bendekinin tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

Maske bir yana dursun uzmanlar bu hastalığın gözlerden de bulaşabileceğini defalarca belirtmişlerdi. Bazıları yüz koruyucu siperlikle bu durumu minimuma indirirken bazıları ise maske dahi takmamakta ısrarcı davranıyor. Siperlik kullanmak görsel olarak pek hoşuma gitmediği için ben bu duruma daha şık duran ve bir o kadar da işlevsel olan çapak gözlükleriyle çözüm buldum.

İnternet’te toplu halde satılan bu gözlüklerden sipariş etmeyi düşünüyordum ancak Ankara’da bir yapı markette karşıma çıkınca hemen aldım. Çok uygun fiyata satılan bu gözlüklerin bir kaç renk çeşidini de edindim. Bu gözlüğün en önemli özelliği gözlerinizi adından da anlaşılacağı gibi dış etkilerden koruması. Bunu sağlamak için gözlüğün yan tarafları kapalı olacak biçimde tasarlanmış. Maskeyle birlikte takıldığında camlar biraz buhar yapsa da bu durumu gözlüğü biraz burun kemiğinin üzerine gelecek şekilde takarak önlemek mümkün.

Sonuç olarak bu süreç hepimizi fazlasıyla tedirgin ediyor. Önlemimizi ne kadar iyi alırsak o kadar iyi korunuruz. Herkese sağlıklı, mutlu günler dilerim.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram takip: silentjune

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla