Öne çıkan

BARIŞ FİŞEK

BEN KİMİM?

14 Nisan tarihinde Ankara / Çankaya’da doğdum. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun oldum. Mezun olduktan sonra fotoğrafçılık mesleğini sevdiğim için ilgili programları öğrenebilmek adına grafik tasarım kursuna katıldım ve bir dönem grafikerlik yaptım. Daha sonra imkanları daha cazip geldiği için İzmir’de ve Ankara’da yerel televizyon kanallarında kameramanlık yaptım. Sonrasında ise bu iş yerlerinin dezavantajlarının artması sebebiyle çok sevdiğim fotoğrafçılık mesleğine dönme kararı alarak bir dönem tekstil firmasında ürün fotoğrafçısı olarak çalıştım. Aynı zamanda eğitime de devam etmek istediğimden ikinci üniversite kapsamında Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde eğitim aldım ve mezun oldum. Buna ek olarak pazarlama alanında ve emlakçılık alanında özel eğitim programlarına katıldım. Şu anda ise ticaretle uğraşmaktayım. Talep doğrultusunda fotoğrafçılığı da mevcut işime ek olarak devam ettirmekteyim.

Giyim tarzım ve kişisel fotolarımla ilgili dışarıdan güzel geri bildirimler aldığım, fotoğraf çekilmeyi de çekmek kadar sevdiğim için gerek üzerimde deneyimlediğim ürünleri, gerekse çektiğim manzara fotoğraflarını içeren Instagram paylaşımları yapmaktayım. Bu blog sayfasında da sizlere fikir vermesi amacıyla çoğunlukla deneyimlediğim ürünler hakkında inceleme yazıları yazacağım. Keyif almanız dileğiyle…

Her türlü görüş ve iş birlikleri için;

İLETİŞİM : sbarisfisek@gmail.com

https://www.instagram.com/silentjune83/

https://barisfisek.tumblr.com/

Bumerang - Yazarkafe

Koleksiyoncuların Vazgeçilmezi

Merhaba değerli okurlar. Önceki yazımda da söylediğim gibi efsane bir modelden bahsedeceğim. İş yoğunluğundan dolayı arayı çok fazla açtığım için daha fazla uzatmadan hemen konuya giriyorum;

Ve Karşınızda SEIKO SKX009

Neredeyse her saat inceleme yazımda kıyaslamalara konu ettiğim bu model, üretimi durdurulduğu için oldukça yüksek fiyatlara satılmakta. Bu nedenle aynı fiyat aralığında sürekli farklı modeller karşıma çıktığı için SKX’e anca sıra gelebildi. Üretimi yaklaşık üç sene önce durdurulduğundan dolayı sıfırı da oldukça zor bulunan bu modeli artık almak gerektiğini düşündüm ve gözümü karartıp aldım. Bu saat hakkında çok fazla teknik detay yazmak istemiyorum çünkü SKX, saat severler tarafından zaten çok iyi bilinen özel bir saat. Hatta saat koleksiyoncularının çantalarında bir Rolex ve benzeri üst segment saatlerin yanında görüldüğünce asla yadırganmayan bir model.

Neden SKX?

SKX ülkemizde ciddi bir müşteri kitlesi olan ve tartışmasız çok kaliteli ve sağlam saatler üreten Japon SEIKO markasının çok özel bir dalış modelidir. SKX serisi ilk olarak 1996 yılında üretilmeye başlanmıştır ve eski 7002 dalış modelinin soyundan gelmektedir. Çok sevilmesinin en büyük nedeni sağlamlık ve şıklığı bir arada barındırmasıdır. Benim satın aldığım SKX009 modeli Pepsi bezel olarak adlandırılan (en çok satan modeli) kırmızı mavi döner bezele ve tasarımına Rolex GMT master modelinden aşina olduğumuz Jübile bileziğe sahip. Bu bilezik ve Pepsi bezel kombinasyonu saati gerçekten çok farklı bir havaya sokmuş. Açıkçası ben bu saatten her zaman olduğu gibi sıkılıp, en fazla on gün kadar takıp başka saate geçeceğimi düşünmüştüm ancak insan bu saate baktıkça daha çok sevmeye başlıyor ve kolundan çıkarmak istemiyor. Zamanla vücudun bir parçası haline gelip çıkarttığınız zamanlarda eksikliğini hissediyorsunuz. Hele bir de herhangi bir ortamda birilerinin saatinize bakış attığını düşünün 🙂

Çok fazla teknik detaya girmeyeceğimi belirtmiştim ancak kısaca özetlemek gerekirse bu model, Seiko’nun en çok bilinen 7S26 mekanizmasına sahip. Bu mekanizma tam dolu haldeyken yaklaşık 44 saat kadar güç rezervi sağlıyor. Yaklaşık bir aydır kullandığım bu saati geceleri yatarken çizilmelere karşı kolumdan çıkardığım halde sabah hiçbir ayar gerektirmeden koluma geri takıyorum ve hiçbir sorun yaşamadım. 7S26 mekanizmaların bilindiği üzere elle kurma ve saniye durdurma gibi özellikleri yok ancak o mekanizmaya sahip modelleri de çok sık kullanan biri olarak bunun hiçbir eksikliğini hissetmedim. Ayrıca bana gelen model oldukça iyi bir kalibrasyona sahip. 24 saatte +2 veya +4 sn dolaylarında sapma yaptı. Zaten amacım çok dakik bir saat almak olsaydı bu işi çok daha makul bir fiyata quartz bir Casio ile hallederdim 🙂 Tabii bunu sadece mekanik saat tutkunu biri anlayabilir… Her neyse bir diğer önemli özelliğe gelecek olursak bu saatin bir dalış saati olduğunu söylemiştik. SKX, ISO 6425 standartlarına sahip bir dalış saati ve 200 metre su basıncına dayanıklı ama sizce ben bu saati suya sokmaya kıyar mıyım? Hiç sanmıyorum… Ayrıca saatin bu basınçlara dayanabilmesi için tepe kısmında kilit mevcut. Saatin fosforları ise gerçekten çok güçlü. Tamamen amacına uygun şekilde uzun süreli bir parlaklık sağlıyor.

Saatin teknik özellikleri şu şekilde:

  • 7S26 otomatik mekanizma 
  • ISO 6425 sertifikalı dalış saati
  • 200m (660ft) Su geçirmezlik
  • Döner bezel
  • Hardlex kristal cam
  • 41mm çap kasa 13.25mm yükseklik 46mm kayış pimleri arası mesafe
  • 44-48 saat güç rezervi
  • 80g (bileziksiz) ağırlık
  • Gün ve tarih penceresi
  • LumiBrite saat işaretçileri (Fosfor)

Yerli yabancı Youtube kanallarında bu modelle ilgili bir çok video mevcut. Bazı videolarda saatin bezelini, kadranını modifiye ettiklerini ve hatta mekanizmasını 4R36 ile değiştirdiklerini bile görüyorum. Orijinal sever biri olarak bunları tabii ki denemeyeceğim. Zaten bana göre saat bu haliyle çok güzel.

SKX’in üretimi durdurulduktan sonra yeni Seiko 5 serisinin bu saatin yerini aldığı söyleniyor. Görsel olarak epey benzeseler de saatler arasında ciddi farklılıklar mevcut. SKX, ISO sertifikalı bir dalış saatiyken yeni Seiko 5 100 metre su dayanıklılığına sahip standart kullanıma uygun bir model. Ayrıca 5 serisinde Jübile bilezik bulunmuyor. SKX 7S26 mekanizma kullanırken Yeni Seiko 5 elle kurmalı, saniye durdurmalı 4R36 mekanizma kullanıyor. Fiyat olarak ise SKX’in üretimi durduğu için şu an yeni Seiko 5’in iki katından bile pahalıya satılmakta. Bu anlamda bütçesi SKX’e yetmeyenler veya SKX’i fazla pahalı bulanlar yeni Seiko 5 serisini de değerlendirebilirler.

Seiko 5 Sports – Pepsi – Automatic – SRPD53

Sonuç olarak Seiko Prospex ve Mako gibi dalış serisi saatlerim olmasına rağmen bu saati kullanırken aldığım zevk bambaşka. SKX’ini çeşitli nedenlerle satan bir çok kişiden sattıklarına pişman oldukları yönünde cümleler duyuyorum, okuyorum… Ben de bu saati kullanmaya başladıktan sonra bu pişmanlıklara hak verdim diyebilirim. İyi ki almışım diyorum 🙂

Bir sonraki blog yazım hakkımda fikrim yok açıkçası. Sizler ne yazmamı isterdiniz? Bunun hakkında yorum veya mail atabilirsiniz. Görüşmek üzere 🙂

Instagram: silentjune83

Çok Şık Bir İsviçreli

Merhaba değerli takipçilerim. Uzun süredir almayı düşündüğüm ancak bir türlü sıra gelmeyen Tissot Le Locle modelini sonunda koleksiyonuma ekledim. Son zamanlarda hep saatlerle ilgili blog yazıyorsun, bu blog sadece saat blog’u mu diyebilirsiniz ancak yazılarımın okunma istatistiklerine baktığımda saatlerle ilgili yazılarımın daha fazla ilgi gördüğünü belirtmem gerekir. Bu nedenle ben de daha çok saat ağırlıklı yazılar yazmaya başladım.

Bugünkü konuğumuzun İsviçreli Tissot markasının efsanevi modeli olan Le Locle modeli olduğunu belirtmiştim. Ben Le Locle koleksiyonunun T006.407.11.033.00 modelini aldım. Öncelikle bu saati en özel kılan şey ismini İsviçre’nin Neuchâtel Kantonu’nda yer alan ve UNESCO’nun Dünya Mirası olarak değerlendirdiği bir yerleşim merkezi olan Le Locle şehrinden almasıdır. Ayrıca bu küçük şehir Fransa’yla da sınır komşusudur. Saat konusunda bu yeri özel kılan şey 1600’lü yıllara kadar uzanan İsviçre saatçiliğinin merkezi konumunda olması. İsviçre Jura dağları arasında yer alan bu şehir tabii ki Tissot markasının da evi konumundadır.

Le Locle, 16. yüzyıldakiler dahil; Musée des beaux-arts du Locle, Musée d’horlogerie du Château des Monts ve Moulins souterrains du Col-des-Roches müzelerine sahiptir ve bu müzelerde geçmişten bugüne kadar uzanan saat koleksiyonları ve tabii ki özellikle de TISSOT ürünleri sergilenmektedir.

Saati değerli kılan isminin yanı sıra saatin yüksek kalitesi de övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Öncelikle saatin mekanizmasına değinmek istiyorum. Powermatic 80 ETA mekanizmalı Le Locle, selefine göre çok daha iyileştirilmiş bir güç rezervine sahip. Powermatic 80 olarak adlandırılan bu mekanizma isminden de anlaşılacağı üzere 80 saate varan bir güç rezervi sunmakta. Yani saat yaklaşık 3 gün hareketsiz kalsa bile onu takmak istediğinizde zamanı doğru gösterir halde bulacaksınız. Yaklaşık 1.5 gün dayanan çoğu mekanik saati düşünürsek 80 saat güç rezervi bir mekanik saat için mükemmel bir değer. 23 taşlı, 21600 vuruşlu bu mekanizma ayrıca bir çok mekanik saat modelindeki gibi saniye durdurma (hacking) özelliğine de izin veriyor. Ayrıca benim kullandığım modelin sapması günlük 4 saniyeyi geçmedi.

Sahip olduğum T006.407.11.033.00 modelinde de hemen her Tissot saatte olduğu gibi safir kristal cam bulunuyor. 30 metreye kadar su geçirmeyen bu saatte kullanılan malzeme ise 316L paslanmaz çelik. Kelebek tokalı kordonu hem kullanım açısından hem de parlaklık açısından mükemmel diyebilirim. Son derece şık bir kadran tasarımına sahip olan bu saatin klasik giyimle uyumu çok güzel ancak bu günlük kıyafetlerinize de yakışmayacağı anlamına gelmiyor. Kısacası her kıyafetle deneyimlediğim bu saati hiçbir şekilde kolumdan çıkarmak istemediğimi net olarak söyleyebilirim.

Görüldüğü üzere saatin arka kapağı da kadranı kadar şık. Mekanizmanın bir kısmının göründüğü kapakta ayrıca işlemeler mevcut. Bu işlemeler ve kullanılan yazı fontları saati çok karakteristik ve gösterişli hale getiriyor.

Kolumda kadranına, kolumda değilken de arkasına bakmaya doyamadığım bu saat aynı fiyat aralığında bulunan Japon rakiplerine kıyasla son derece güzel bir kutuyla geliyor. Bu kutuda “Bir Saat Fabrikasının Romanı” yer almakta. Ayrıca kutu içeriğinde saati kullanmadığınızda saklayabileceğiniz bir kılıf da bulunuyor.

Klasik saat modellerinden oldukça hoşlanan biri olarak bu İsviçreli modeli koleksiyonuma büyük bir zevkle ekledim.

Bir sonraki yazımda da yine efsane bir saatten bahsedeceğim. O zaman biraz kopya vereyim; çoğu yazımda bahsi geçen, hatta kıyaslamalara konu olan ancak henüz elime geçmeyen, sabırsızlıkla beklediğim bir model. Yazılarımı takip edenler hangi saatten bahsettiğimi anlamıştır 🙂 O halde bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle.

Instagram: silentjune83

Küçük Bir Saat Hikayesi

Yine bir karantina gününden merhaba. İş yoğunluğu vb nedenlerden dolayı eskisi kadar sık blog yazısı yazamıyorum. Hazır karantina günü boşluğuna denk gelmişken ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir konudan bahsedeceğim. Evet yanılmadınız. Bugünkü blog yazımda sıkça yaptığım gibi yine saatten bahsedeceğim ancak her zaman olduğu gibi yeni aldığım bir saat hakkında izlenimlerimden bahsetmeyeceğim. Bugünkü konuğumuz 1973 yapımı bir SEIKO 7005 – 8022.

Başlıktan da anlayacağınız üzere bu saatin küçük bir hikayesi var. Bu saat 1973 yılında, Ankara’da babaannem tarafından babama hediye edilmiş. Benden yaşça epey büyük olan bu saat bütün bebeklik fotoğraflarımda, özel gün fotoğraflarımızda hatta hemen hemen tüm albümlerimizde bir şekilde babamın kolunda görünüyor. Babam bu saati denize girerken dahi kolundan çıkarmazdı.

Kendimi bildim bileli var olan bu saat 2008 yılına kadar kullanıldı. Camı buharlanan, kadranı kararan, küflenen ve zamanı doğru göstermeyip zaman zaman duran bu saat babama göre saat artık yolun sonuna gelmişti. Pilli bir saat alarak kolundan çıkartıp bir köşeye koymadan önce oğlum bu saati çöpe at, artık bir işe yaramaz, adam olmaz dedi. Saatin o anki haline bakıldığında evet atılması için bu haklı bir neden olabilirdi ancak gözden çıkarılan bu saati bir şekilde eski haline getirmeyi o an çoktan kafama koymuştum.

Öğrenciliğimin son senelerine geldiğim için saatle hiç ilgilenemedim. Saati çöpe atmak yerine bir gün diriltmek üzere çekmeceme sakladım. Okul bitti, askerlik bitti, iş bulundu, işten çıkıldı, tekrar girildi, tekrar çıkıldı (malum)… ve yıl 2015 oldu. Bir gün internette saatlerle ilgili forumları okurken çekmecede sakladığım saat aklıma geldi. Yaklaşık 6-7 sene de çekmecede yatan bu saati öncelikle en yakınımda olan bir saatçiye götürmeye karar verdim. Götürdüğüm saatçi saatin bakıma ihtiyacı olmadığını makinesinin çok temiz olduğunu söyledi. Eee dedim ya kadran? Kadran için de hiçbir şey yapılamaz, bu şekilde kullanacaksın. Sakın kimseye de temizlettirme ya da söktürme yoksa bir daha hiçbir zaman eskisi gibi olmaz, kırılır vb cümleler kurdu. İçine su giren hatta kadranı mahvolan, zaman zaman duran bir saat nasıl olur da bakım gerektirmezdi hayli ilginç geldi!

Daha sonra internetten bu işi daha profesyonel yapan yerleri araştırmaya başladım. Bulunduğum şehrin dışında, hayli uzakta olan bir saat tamir ustasıyla irtibata geçtim. Gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra saati bu ustaya gönderdim. Saate gerekli bakım yapıldı, kalibrasyon işlemi yapıldı, kadranı temizlenmeye çalışıldı, akrep ve yelkovana relume (yeniden fosforlama) işlemi yapıldı ama bu saat ustası da saatin kadranını temizlemeye çalıştı fakat temizleyemedi. Bu usta da kadran için bir şey yapamayacağını belirtti. En azından saat daha düzgün çalışır hale gelmişti bu bile bir aşamaydı. Ancak saat, kalibre edilmesine rağmen hala düzgün zaman tutmuyordu. Saat ustaları bu yaştaki saatler için günlük 1 dk sapmaları kabul edilebilir ölçüde sayıyorlar ancak ben bu konuda çok fazla olmasa da takıntılı sayılırım.

Kadran restorasyonu için Ankara’da gitmediğim saat tamircisi neredeyse kalmamıştır. Hangi saatçiye gittiysem kadranın tamirinin mümkün olmadığını ve kadranın saatçiler için en zor iş olduğunu belirttiler. Tabii sadece saat tamircilerini gezmedim. Antika eşya pazarlarını da bu saatin hiç değilse bir benzerini bulma ümidiyle gezdim. Bulabilseydim aldığım saatin kadranını bu saate monte ettirecektim ama nafile… Malum online alışveriş siteleri de dahil, Türkiye genelinde saatin benzerleri olmasına rağmen bir eşine daha rastlamadım. Saati bu haliyle bir kaç kere kullandım ve yine çekmeceye kaldırma kararı aldım. Aklımın her zaman bir köşesinde olan bu saat için arada sırada internetten kadran tamiri yapan yerler araştırıyordum fakat bulamıyordum… 11 yıldır kaderi çekmecede yatmaktan ileri gidemeyen bu saatin kurtuluş zamanı 2021 yılındaydı…

2020 yılının Aralık ayına gelmiştik. Saat yine birden bire aklıma geldi. Ankara’da en iyi saat tamircileri diye araştırma yaptım ve saati söz konusu saatçiye götürdüm. Bu saatçiye daha önceden de mekanik bir Orient saatin tamirini yaptırdığımızı hatırladım. O yüzden güvenilir geldi. İstanbul’da saat kadranlarını yeniden baskı yöntemiyle sıfır gibi yapan bir yer olduğunu ve kadran tamiri için saatleri oraya gönderdiklerini söylediler. Durumu onayladım ancak saatçiden dönerken telefonla arayıp aynı kadran rengini tutturamayacaklarını söylediler. Haliyle pek içime sinmedi. Başka yöntemler denediler hatta restore etmeye çalıştılar ancak sonuç yine iç açıcı olmadı…

Ayın son günlerinden birinde yine kafama esip araştırma yapmaya karar verdim. Öncelikle yine saatin aynısını aradım ancak yine bulamadım. Zaten bulsam da ne kadar temiz olacaktı o da ayrı bir konu. Google’a yine kadran tamiri, restorasyonu vb kelimeler yazdım. O da ne! Evet kadran tamiri yapan yerler vardı. Hem de hurda bir kadranı bile ilk günkü halinden farksız hale getirebiliyorlardı! Çok geçmeden irtibata geçtim. Bu işi Türkiye’de yapan iki ya da üç yerden biriydi. Saatin fotoğraflarını attım. Usta saati eski haline getirebileceğini ve 10-15 gün içinde teslim edebileceğini söyledi. Ben de çok geçmeden saati özenle paketleyerek kargoya verdim. Saat ustaya ulaştıktan sonra meraklanmaya ve sabırsızlanmaya başladım. Yıllarca düzeltilmesi mümkün olamamış, çok değer verdiğim bir eşya sıfırdan farksız şekilde geri dönecekti… Usta söylediği zamanda işi bitirdikten sonra kadranın fotolarını gönderdi. Sonuç tam anlamıyla efsaneydi…

Saat sonunda elime ulaştı. Paketi açıp saati elime aldıktan sonra gözlerime inanamamıştım. Bu saat o saat miydi? Her ne kadar çalışsa da işi bitik görünen saat mükemmel bir kondisyona kavuşmuştu. Saati pırıl pırıl koluma taktım ancak son bir iş daha kalmıştı. Saati kalibre etmek gerekiyordu…

Piyasada antikacılarda bile çok nadir bulunan, her parçası metalden yapılmış, dayanıklılığıyla ünlenmiş 7005 makineli saatimin kalibrasyonu için yine bir saat tamircisine gittim. Ancak saatin bakımı yeni olmasına rağmen ayar makinesinde farklı açılarda birbirinden çok farklı sonuçlar veriyordu. Örneğin, -35 +58 gibi… Ayarı yapan usta bu saatin bu şekilde kullanılıp geri kaldıkça ya da ileri gittikçe ayarlayıp o şekilde kullanmamı tavsiye etti. Saat daha tertemiz olmasına rağmen bakım yapalım bakımdan sonra daha iyi zaman tutar diyen bile oldu. Başka ustaya götürdüm o da benzer cevaplar verdi. Yani her halükarda saat günde 1 dk ya da daha fazla geri ya da ileri gidecekti. Ben de geri ya da ileri gittikçe bunu sık sık düzeltecektim. Pek aklıma yatmadı.

Ayar makineleri bana açıkçası çok güven vermiyor. O nedenle Saatin gerçek kullanımıyla ayar makinesinde çıkan sonuçların çok farklı olabileceğini biliyordum. Sonuç olarak saati gerek gerçek şartlarda günlük kullanım yoluyla gerekse program yardımıyla kendim ayarlamaya karar verdim. Saati net olarak 3 gün test edip ona göre + – çok küçük dokunuşlar yaparak kendim ayarladım. Günde 1 dakika ileri ya da geri gitmesi normal görülen saat şu an 48 saatte -5 saniye gibi muhteşem bir zaman tutuşa sahip oldu. 1973 yapımı bir saatin cosc değerlerinde zaman tutması inanılmaz değil mi?

Saat koleksiyonu yapan biri olduğumdan benzer kalibrelere sahip yeni model bir çok mekanik saatim var. Ancak 7005 kalibreli bir Seiko’nun değeri tabii ki başkadır; çok dayanıklı bir mekanizmadır. Bende çocukluğumdan beri tik tak sesleriyle ilgi uyandıran bu saat şu anki saat koleksiyonumu yapmama vesile oldu. Şu an kolumdan çıkaramadığım bu saatin aynısını antikacıdan ya da ikinci el eşya pazarından almış olsaydım büyük ihtimalle düzelttirmek için bu kadar çabalamazdım hatta o haliyle almazdım bile.

Koleksiyonumun atası olan Seiko 7005 – 8022, tartışılmaz kalitesi ve şıklığının yanı sıra bendeki anısıyla da ölümsüz bir saat.

Bir sonraki blog yazımda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram takip: silentjune83

Efsane Saat Casio Duro MDV106-1A

Merak edilen inceleme yazımla birlikte sonunda sizlerleyim. Bir önceki inceleme yazımın sonunda ikonik tasarıma sahip bir dalış saatini inceleyeceğimi ve hakkında izlenimlerimi yazacağımı belirtmiştim. Söz konusu saat ülkemizde de dünyanın çoğu ülkesinde olduğu gibi büyük beğeni toplayan Casio Duro MDV106-1A modeli.

Neden Bu Model?

MDV106-1A modelindeki tasarıma bildiğiniz üzere Rolex ve otomatik mekanizmalı Seiko modellerinden oldukça aşinayız. Aslında saat Casio’da kolay kolay rastlayamayacağınız bir tasarıma sahip. Saati ilk gördüğünüz an klasik bir dalış saati olduğunu rahatça anlıyorsunuz. Casio’nun sağlamlığını ve sorunsuzluğunu bir dalış saatiyle birleştirdiğinizde zaten ortaya çıkan ürünün kalitesi tartışılmaz hale geliyor. Şu an kendi resmi web sitesinde fiyatı 69.95 Dolar olarak belirlenen bu saat tam bir fiyat performans ürünü. Ayrıca dünyada da oldukça beğeni kazanmış bir model. Dünyanın en zenginleri arasında bulunan Bill Gates’in de bu modeli tercih ettiğini belirtmemde fayda var. Tüm bunlar toplandığında MDV106-1A modeli incelenmeye değer bir koleksiyon parçası haline geliyor.

Nasıl Bir Saat, Verilen Paraya Değer mi?

Öncelikle almak isteyenlerin, ürünü yurtdışından satın alacağını veya ürünü ülkemize yurtdışından getirtip satışa sunan online mağazalardan alacağını belirtmemde fayda var, çünkü Casio Duro MDV106-1A ülkemizde nadiren bulunan bir model. Saatin fiyatı şu an için gümrük vergileri de dahil 1000 TL civarında seyrediyor. Yakın zamanlarda çok daha uygun fiyata alınabilen bu saatin fiyatı da maalesef her şey gibi artmış durumda. Ancak rakiplerine göre yine de en uygun fiyata sahip. Bu saat için 800-1100 TL arası bir bütçe ayırır mısınız kararınızı yazımı okuduktan sonra verirsiniz.

Saat elime ulaşmadan önce en çok aklıma takılan şey çapı olmuştu. Her ne kadar 44 mm kadran çapına sahip olarak belirtilmiş olsa da kolumda görmeden emin olamamıştım. Saat elime ulaştıktan sonra bileğime çok güzel uyum sağladı ve görsel açıdan beklentime tam anlamıyla cevap verdi.

Saati almadan önce üzerinde gelen silikon kordonu çıkartıp yerine siyah / gri çizgili nato kordonla kombinleme düşüncem vardı ancak saat elime geçince bu fikrimi değiştirdim. Her ne kadar yakışacağını bilsem de nato kordon veya çelik bilezikle düşününce saatin doğasına ters hareket edecekmişim gibi geldi. En azından şimdilik böyle bir düşüncem yok diyebilirim.

Saatle birlikte gelen silikon kordon oldukça kaliteli. Kordonun bağlantı noktası ise tabii ki paslanmaz çelikten. Kordonun hiçbir yerinde, Seiko, Citizen vb saatlerin kordonlarında yazdığı gibi marka ya da model yazmıyor. Saatin kadranı da kordonu kadar sade diyebilirim. Tarih göstergesi klasik saatlerde sıkça gördüğümüz saat 3 pozisyonuna konumlandırılmış. Ayrıca tarih göstergesi gayet okunaklı ve ideal bir büyüklüğe sahip. Saatin indeksleri ise Seiko Prospex modellerindeki indeks tasarımını andırıyor. Fosforlu olan bu indeksler gece karanlığında okunabilecek kadar görünürlük sağlıyor. Fosforun gücünü görebilmeniz adına Seiko Prospex ve Orient Mako saatlerimle karşılaştırma yaptım. Casio Duro’nun fosfor gücü Seiko’ya göre oldukça zayıf kalırken Orient’e oldukça yakın bir performans sergiledi.

CASIO DURO SEIKO PROSPEX
Saatler eşit derecede beyaz led ışığa maruz bırakılmıştır. Fotonun çekildiği ortamda gün ışığı mevcuttur.
ORIENT MAKO CASIO DURO
Saatler eşit derecede beyaz led ışığa maruz bırakılmıştır. Fotonun çekildiği ortamda gün ışığı mevcuttur.

Casio Duro MDV106-1A modelinin bir fiyat performans ürünü olduğunu daha önce de belirtmiştim. Karanlıkta bir Seiko Prospex kadar parlamasını beklemek yanlış olur ama tabii ki yarı yolda da bırakmaz.

Saatin tasarımını oldukça beğendim. Tam siyah kadranıyla ve bana göre ideal boyut olan 44 mm’lik kadran çapıyla takım elbiseden spor kıyafete kadar her giyim türüne uygun nitelikte.

Saat Casio Duro MDV106-1A olarak bilinmesine rağmen üzerindeki Merlin (Marlin) balığı figürü sayesinde Casio Marlin olarak da bilinmekte. Kadranda yer alan bu balık figürü saatin doğasına tam anlamıyla uyumlu olmuş. Kadrana baktığınızda saatin bir dalış saati olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Aynı figür saatin arkasında da mevcut. Aynı zamanda saate çok şık bir hava katıyor.

Saatin kadranı gözünüzü hiç yormuyor. Sade ve karmaşadan uzak bir tasarıma sahip. Saate baktığınızda sadece zamanı görüyorsunuz. Tepe ise tahmin edeceğiniz üzere her dalış saatinde olduğu gibi kilit özelliğine sahip.

Saatin bezeli tek yöne doğru (sola) dönebiliyor. Dönüş hassasiyeti ve sertliği çok ideal. Son zamanlarda üretilen Seiko Skx modellerinin bazılarında saatin döner bezeliyle indekslerin birbirini tutmama (hizalama) sorunu vardı ancak bu saatte her şey yerli yerinde. Yani saatin işçiliği fiyatına göre çok iyi. Kasa kenarları, tepesi ve döner bezel etrafı parlak olan saatin lug üstleri ise mat çelikten. Saat bu görüntüsüyle kolda oldukça dikkat çekici görünüyor. Bu görüntüsüyle bir Seiko Prospex ya da yine benzeri pahalı bir modelden hiçte aşağı durmuyor.

Saatimiz fiyatından da anlaşılacağı üzere quartz bir saat. Zaten bu fiyata mekanik olması düşünülemezdi. Olsaydı bile pek iyi bir mekanizma olmayacağı aşikar. Zaten Casio markası, yıllardır mekanik saat üreten çok güçlü rakiplerinin karşısında böyle bir risk almazdı. Alsaydı bile mekanizmalar muhtemelen in-house olmazdı.

Japon üretimi quartz mekanizmalı Duro’nun sesini duyabilmeniz için özel çaba sarf etmeniz gerekiyor, çünkü son derece sessiz çalışıyor. SR626 pille çalışan bu mekanizmanın pil ömrü ise 3 yıl olarak belirtilmiş. Ayrıca bu bu mekanizmanın aylık sapması 30 saniye. Ancak ben o kadar bile sapacağını düşünmüyorum.

Saatin camı mineral – kristal malzemeden üretilmiş. Kullanılan cam konusunda da yine Duro’nun bir fiyat performans ürünü olduğunu belirtmem gerekiyor. Cam safir kristal veya Hardlex kristal cam değil ama yine kaliteli. Zaten bu kalınlıkta bir camı kırmak ya da çizmek için özel çaba sarf etmek gerekir diye düşünüyorum.

200 metre derinliğe kadar su geçirmezliğe sahip bu saat ISO 6425 standartlarına sahip değil ancak jet ski, yüzme, vb tüm aktivitelerde rahatlıkla kullanılabilir.

Saatin 92 gramlık ağırlığı ise beni hiç rahatsız etmedi. Dalış saatlerinden hoşlanan diğer kullanıcıları da rahatsız edeceğini düşünmüyorum.

Saatin Teknik Özellikleri:

  • Japon quartz mekanizma
  • SR626 pille birlikte 3 yıl pil ömrü
  • Tek yöne dönebilen dalış bezeli
  • 200 metre (660 feet) su geçirmezlik
  • Vidalı tepe ve arka kapak
  • Mineral – Kristal cam
  • Paslanmaz çelik kasa
  • 44mm kadran çapı
  • 48mm lug to lug
  • 12mm yükseklik
  • 92g kasa ağırlığı

Sonuç:

Dalış saatlerini seven biri olarak saatten son derece memnun kaldım. Kaliteli işçiliği, uygun fiyatı, boyutu, sessizliği ve kolda çok güzel durması bu saati sevmemi sağladı. Tabii bunları sunarken fiyatının da makul olması en önemli etkenlerden biri. Dünyaca tutulan bir dalış saati arıyorsanız ve bütçenizi bir Seiko, Tissot vb markalarının benzer saatlerini alacak kadar zorlamak istemiyorsanız, mekanik saat takıntınız yoksa, ömürlük bir saat istiyorsanız veya koleksiyon yapıyorsanız kesinlikle Casio Duro MDV106-1A. modeline bakmalısınız.

Kendim almak üzereyken bana hediye edilen bu efsane saati merak etmemi sağlayan bir diğer neden de dünyanın sayılı zenginlerinden olan Bill Gates’in tercih etmiş olmasıydı. En iyi saat markalarının fabrikalarını bile rahatça satın alabilecek zengin birinin bu saati tercih etmesi oldukça şaşırtıcı. Aslında tek neden var bu da Bill Gates’in gereksiz harcamalardan kaçınıyor olması. Anlaşılan o ki 44 Dolar gibi komik bir fiyata da saat konusunda tatmin olunabiliyormuş. Bir sonraki blog yazımda görüşmek dileğiyle…

O Bir Star Chief

Yaklaşık iki ayı geçkin zamandır blog yazmaya fırsat bulamıyordum. Bir konu hakkında yazmak maalesef İnstagram’da ya da herhangi bir sosyal hesapta fotoğraf paylaşmak kadar kolay olmuyor. Blog yazmak için bir konuda bilgi sahibi olmak gerekiyor, detaylı araştırma yapmak gerekiyor en önemlisi de yazmak istediğimiz konu hakkında deneyim sahibi olmak gerekiyor. İşte bu yüzden yazan birisi için zaman burada en önemli faktör.

Bu yazımın konusunu ise yaklaşık 10 gündür kullandığım bir kol saati oluşturuyor. Her kullanıcıya hitap edebilmek adına teknik terimler, uzun ve süslü cümleler kurmayarak En çok satılan, bilindik İsviçreli markanın ürünü hakkında izlenimlerimi yazdım.

Bugünkü konuğumuz başlıktan da anlayacağınız gibi Swatch’ın Star Chief’i. Swatch’ın 2014 yılından beri Irony ürün gamında bulunan bu modelini ismi kadar özel kılan en önemli şey tahmin edeceğiniz üzere Jübile bileziği. Bu tarz saat bileziğine Rolex Datejust modelinden oldukça aşinayız. Daha alınabilir fiyattaki saatlere bakarsak artık üretimde olmadığı söylenen ve şu an piyasa değerinin oldukça üzerinde satılan Seiko SKX modellerinde de yine sıkça jübile bilezik görmekteyiz. Açıkçası Swatch’un Star Chief (YWS402G) modelinde de bu bileziğe rastlamak beni sevindirdi. Çünkü gerçekten kaliteli, şık ve uygun fiyatlı bir model.

Star Chief oldukça şık detaylara sahip bir saat. Işığa göre mavi tonlarında değişiklik gösteren kadran üzerinde turuncu saniye kolu, tarih göstergesi ve Swatch yazısı gerçekten çok hoş görünüyor. Saatin kasası ve bilezik kenarları ise mat çelikten. Kasa ve bilezikteki bu matlık uyumuna karşın akrep ve yelkovanın parlaklığı, jübile bilezik üzerindeki parlak detaylarla son derece uyum sağlamış. Bu uyum ve kadranın sadeliği sayesinde bu saati hem takım elbiselerinizle hem de günlük kıyafetlerinizle rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Saat kadranında herhangi bir fosfor veya saati karanlıkta görebileceğiniz bir sistem bulunmuyor. Zaten akrep ve yelkovan üzerinde fosfor olsaydı bence bu modelin sadeliğinden ve şıklığından fazlaca ödün verilirdi. Ancak tarih göstergesi biraz daha büyük olsaydı kesinlikle daha okunaklı ve iyi olurdu. Ayrıca saatin bileziğinde kilitleme mekanizması mevcut fakat ikinci kilidi açmak için tırnağımızı zorlamak yerine bu kilidi çoğu markada artık standart hale gelen düğmeli sistemle açabilsek daha iyi olurdu.

Quartz teknolojisi (pilli) kullanılan bu saat bildiğiniz Swatch saatler gibi sesli çalışmasına karşın bu ses bazı modellerdeki gibi rahatsız edici derecede değil. Yani geceleri kolunuzdan çıkarıp yattığınız yerden uzağa koymanıza gerek yok.

Saatin kasasının büyüklüğü, kordon kalınlığı ve genel ağırlığı çok ideal diyebilirim. Star Chief’in teknik özellikleri ise şöyle:

Kasa malzemesi: Paslanmaz Çelik
Kayış malzemesi: Paslanmaz Çelik
Mekanizma: Quartz
Su-Geçirmezlik: 3 bar
Fonksiyonlar: Tarih
Kasa Genişliği: 42.70 mm
Kasa Yüksekliği: 47.20 mm
Kasa Kalınlığı: 11.70 mm
Ürün Gamı: Irony
Ürün Ailesi: Big
Yıl: 2014
Referans: YWS402G

Sizlere Swatch Star Chief (YWS402G) hakkında kısaca bilgi vermeye çalıştım. Gerek sık rastlanmayan bileziği, gerekse şıklığı ve sadeliği nedeniyle tercih edilebilecek bir ürün.

Bir sonraki yazımın konusu ise ikonik tasarıma sahip dalış saatlerinden biri olacak. Çoğu kişide merak uyandıran bu saat modeli hakkında izlenimlerimi paylaşacağım. Takipte kalın 🙂

Instagram: silentjune83

Uygun Fiyatlı, Kaliteli, Sağlam

Şimdiye kadar incelediğim kol saatleri genellikle mekanik ve quartz modellerdi. Ancak bu yazımda sizlere yaz boyunca test etme fırsatı bulduğum ve oldukça memnun kaldığım Casio AE1000W modelinden bahsetmek istiyorum ancak yazıma başlamadan hemen önce bu kişisel blog sayfasının tamamen “kişisel” olduğu ve tamamen kendi kullanım deneyimlerime dayandığını belirtmek istiyorum. Bunu belirtme sebebim daha önceki “jubilee bilezik” ile ilgili yazıma saatlerle hiçbir ilgisi ve konu hakkında bilgisi olmayan hatta ana diline bile hakim olmayan birinin yazdığı saygısız bir yorum. Bu yorum, benim iyi araştırma yapmadığım, beğensem de beğenmesem de Seiko 7S26 mekanizmanın dünyanın en iyi mekanizması olduğu, kendisindeki 7S26 Seiko’nun sıfır sapmayla çalıştığı, yazılarıma duygularımı katmamam gerektiği gibi tutarsız, gereksiz, cehalet dolu kelime israfından ibaretti.

Yazılarıma duygularımı katarım! Kullandığım ürün bana ait. Beğenmezsem beğenmediğimi, beğenirsem de beğenimi gayet net bir şekilde belirtirim! Bu kişiye kendisinin biraz kitap okuyarak Türkçesini ilerletmesini, eğer gerçekten ilgisi varsa saatlerle ilgili düzgün araştırma yapmasını ve bilgi edinmesini tavsiye ederim. Her şeyden önce de terbiyeli olmaya davet ederim… Sonuç olarak bu bir kişisel blog sayfasıdır. Beğenmeyen okumaz. Konu hakkında farklı bir düşüncesi olan varsa da bunu kendi blog sayfasında kendi deneyimlerine göre yazar. İsteyen onun yazısını okur, isteyen benim yazımı okur.

Şimdi asıl konumuz olan Casio AE1000W modeline gelecek olursak saatin uygun fiyatı, özellikleri ve sağlamlığı fiyatına göre gerçekten şaşırtıcı. Deniz, havuz ve bir çok spor için kullandığım klasikleşen Casio F91W’nun görüntüsünden oldukça sıkılmıştım. Farklı ve aynı zamanda F91 kadar sağlam bir alternatif arıyordum. Neyse ki bu saat imdadıma yetişti.

Bir alışveriş sitesinden online olarak aldığım saat 2 yıl Ersa garantili olarak klasik Casio kutusunda geldi. Yuvarlak hatlara sahip olan bu saatin kasa çapı (43,7) oldukça tatminkar. Kolda rahatsız edecek kalınlıkta da değil. Ayar düğmeleri ise bileğinizin hiçbir hareketinde rahatsız etmiyor. Ancak çok iri saatlerden hoşlanan kişilerin tabii ki G-Shock modelleriyle ilgilenmelerini tavsiye ederim. Bu saatin en önemli özellikleri dünya saatlerini gösterebilmesi, 5 farklı zaman aralığında alarm çalabilmesi, geri sayım yapabilmesi, 100 metre su geçirmezliği ve 10 yıl pil ömrüne sahip olması. Günümüzün akıllı saatleri varken bunları sayıyor olmam kimilerine komik gelebilir ama 200 TL civarına çok sağlam hatta evladiyelik denilebilecek bir Casio aldığınızı unutmayın. Şunu da belirtmek isterim ki daha önce kullanmakta olduğum Casio F91W modelini 2010 yılında askere gitmeden önce aldım ve şu zamana kadar hiç pil değiştirmediğim (10 yıllık pil ömrü vaad edilmemesine rağmen). Sanırım ne demek istediğimi anlamışsınızdır 🙂 En azından anlayanlar anlar… Sürekli duşta ve tuzlu suda kullanılan kauçuk malzemelerin ömrü sınırlı olduğundan sadece 1 kere kordonu değişti. O kadar da olsun değil mi? 🙂

Performansından ve görüntüsünden oldukça memnun kaldığım Casio AE1000W modelinin eksi yönleri yok mu diyeceksiniz. Kusursuz hiçbir şey yoktur diyerek saatin eksi yönlerini hemen sıralıyorum:

-Kordon giriş yerinin özel olması nedeniyle başka bir kauçuk kordonla kullanamazsınız. Kordon eskidiğinde mutlaka orijinalini bulmanız gerekir.
-Işığın tek yönden gelmesi pek hoş olmamış. Karanlıkta görüşte hiçbir problem yok ama zeminin tamamen aydınlatılması daha hoş olurdu.
-Alarm çalma süresi biraz kısa gibi.
-5 farklı zaman aralığında alarm mevcut ama keşke bu alarmların sesleri de birbirinden farklı olsaydı.

Sonuç olarak Casio AE1000W modeli bir akıllı saat değil. Scuba Diving hariç her türlü aksiyona gönül rahatlığıyla girişebileceğiniz 200 TL civarlarına satın alabileceğiniz çok fonksiyonlu ömürlük bir dijital kol saatidir. Denizde, havuzda, spor yaparken gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere 🙂

Yeni Instagram hesabım: silentjune83

Erkeklere Özel Bakım Kiti

Pandemi nedeniyle çoğu erkek gibi ben de berber işini eve taşıyanlardanım. Bu nedenle daha önce almış olduğum saç kesme makinesinden çok iyi verim alamadığım için farklı bir ürün almaya karar verdim. Tesadüfen bir süpermarkette Fakir Ultracare Erkek Bakım Kiti’ne rastladım. Bu ürün saç kesme özelliğine ek olarak vücudun farklı noktalarında da kullanılabilecek özel başlıklara sahip bir bakım kiti. Saç kesme özelliğini de barındıran bir bakım kiti arayanlar için bu üründen kısaca bahsetmek istiyorum.

Çoğunlukla 0-3 numara saçla gezdiğim için (saçsız da denilebilir) mutlaka haftada 1 kez saçlarımı tıraş ediyorum. Bu nedenle dayanıklı ve verimli çalışan bir saç kesme makinesi gerekiyor. Mevcut saç kesme makinem sanırım ekonomik ömrünü tamamladığından olsa gerek son zamanlarda verimsiz çalışmaya başladı. Ben de haliyle yeni bir makine arayışına geçtim. Herhangi bir markanın saç kesme makinesini internet’ten sipariş edecekken bir süpermarketin sepetinde tesadüfen rastladığım Fakir Ultracare bakım ürününe rastladım ve saç kesme başlığını da barındırması sebebiyle hiç düşünmeden satın aldım.

Yaklaşık 15 gündür kullandığım bu all in one ürünün bıçakları son derece verimli çalışıyor. İlk olarak saç kesme performansını değerlendirmek gerekirse gerçekten memnun kaldığımı söylemeliyim. Saç kesme başlığı için verilen taraklar çift yönlü kullanılabilmekte. Böylelikle pratik şekilde tarağın yönünü ters çevirerek farklı ölçülerde kesme işlemi yapabilirsiniz. Islak/nemli saçlarda da kullanılabileceği belirtilen bu makinenin performansı nemli yüzeylerde bana daha iyi gibi geldi. Ayrıca makinenin oldukça sessiz çalıştıştığını söylememde de fayda var.

Bu ürün vücudun farklı yerlerinde kullanılabilmesi için 6 tane farklı kesme başlığına sahip. Bunlar; burun/kulak kılı başlığı, saç tıraş başlığı, sakal tıraş başlığı, vücut temizliği başlığı, favori düzeltici başlık ve ince detay başlığı. Bu başlıkların hepsini istisnasız şekilde kullanıyorum ve hepsinin genel anlamda kesme performansı iyi. Özellikle ıslak tıraştan vazgeçemeyen biri olarak sakal kesme başlığının performansının beni şaşırttığını söyleyebilirim. Daha önce satın aldığım, işi sadece sakal tıraşı olan makinem bile bu kadar temiz almıyordu… Islak tıraşa göre daha pratik olması nedeniyle sakal tıraşımı artık sıklıkla bu makineyle olmaktayım.

Ürünün şarj süresi oldukça tatminkar; 12 saatte tam olarak şarj oluyor. Tam şarjlı kullanım süresi ise 45 dakika. Bana bu süre yeterli gelmekte ancak cihazı şarj etmeyi unutursanız ürünün fişte kullanım özelliği ne yazık ki yok. Bunu ürünün bir dezavantajı olarak belirtebilirim. Ancak unutkan değilseniz ve şarj için beklemeye vaktiniz varsa bu herhangi bir sorun teşkil etmiyor.

Kısacası uygun fiyatlı olsun, saçlarımı ve sakalımı tıraş edebileyim ayrıca vücudumda da kullanabileyim diyen erkekler için kesinlikle değerlendirilmesi gereken bir ürün.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

Instagram: silentjune

Son Kararım Clio Oldu

Uzun süredir yazma fırsatı bulamıyordum. Anca bugün fırsat bulup klavye başına geçebildim. Başlıktan anlayacağınız üzere bugün yeni aldığım otomobilimden biraz bahsetmek istiyorum. Şimdiye kadar otomobil ile ilgili bir yazı yazmamıştım. Bu ilk olsun 🙂

Yeni Araç Almaya Nasıl Karar Verdim?

Yaklaşık bir yıldır aracımı yenileme düşüncem vardı. Sedan araç kullanmaktan, şehir kalabalığından ve buna bağlı park yeri sorunundan sıkıldığım için sedan aracımı satıp B segment, 2020 model, supermini bir araç almanın daha uygun olacağını düşündüm.

Hyundai, Ford, Opel, Volkswagen gibi markaların ünlü mini araçlarına baktım ancak özellik, performans, yakıt, tasarım ve fiyat olarak Renault Clio bana daha cazip geldi ve Clio almaya karar verdim. Daha önceden de bir Renault kullanıcısı olduğum için bu markadan kolay vazgeçmeyeceğimi bir kez daha anlamış oldum. Tabi bu tamamen göreceli bir durum. Herkesin otomobilden beklentisi farklıdır. Örneğin Ford kullanıcılarının da kullandıkları markadan kolay kolay vazgeçmediklerini yakınlarım sayesinde iyi bilirim…

Bu yazımda sizlere Renault’nun ya da Clio modelinin tarihçesini tabii ki anlatmayacağım. Zaten bu tarz bilgilerin Wikipedia vb sayfalarda olduğunu hepimiz biliyoruz. O yüzden bu otomobil hakkında tamamen öznel düşüncelerimi kısaca belirteceğim. O zaman gelin ilk önce motora bir göz atalım.

Engine Downsizing Modasına Uymamak Olmazdı

Clio almaya karar verme sebeplerimden en önemli nedenlerden ilki teknoloji harikası, 3 silindirli ve güncellenen 0.9 TCe (Turbo) motoru. Euro 6 standartlarına uygun olan bu motor düşük emisyon değerlerine ve şaşırtıcı bir performansa sahip. 900 cc olarak tasarlanan motor, turbo beslemesiyle birlikte 90 hp güce kavuşturulmuş. Bu motor, turbo sayesinde 2000 – 2500 devir aralığında 140 Nm tork gücünün tamamını vererek mükemmel bir kalkış ve sürüş keyfi veriyor. Gaza dokunduğunuz an gücü her zaman ayağınızın altında hissediyorsunuz. Bu motoru atmosferik herhangi 1.6 lt ya da 1.8 lt benzinli bir motora tercih edebileceğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Ayrıca yeni Clio 5 ile gelen TCe 100 motordan biraz daha daha seri olduğu da söylentiler arasında.

Performans bir yana dursun ülkemizde asıl önemli olan şey bu motorun ne kadar yakıt tükettiği… Bu üniteye sahip bir Clio şehir içi 100 km’de yalnızca 6.5 litre yakıyor. Bu oran Şehir dışında 4.5 litre ve karma tüketimde 5.3 litre gibi mükemmel değerleri görüyor. Kısacası bu motor iyi bir performans sergilerken neredeyse bir dizel araç kadar da az yakıt tüketiyor.

0.9 TCe’nin oldukça sessiz bir motor olduğunu da belirtmemde fayda var. Yüksek devirlere çıktığınızda ise dipten gelen 3 silindirli motorun sesi tıpkı sıralı 6 silindirli motorların etkileyici sesini andırıyor. Kısacası Renault motor konusunda gerçekten iyi iş çıkarmış.

Peki ya Güvenlik?

Önemsediğim en önemli konulardan birisi de güvenlik. Clio, Euro NCAP testinden 5 yıldız almış, kendini ispatlamış, supermini bir araç. Ruhsatta 1204 kilo ağırlığında görünen aracın koltuğuna oturduğunuz andan itibaren güvenli hissediyorsunuz. Virajlarda savrulma hissi yaşamıyorsunuz. Yavaş giderken ve park ederken manevra yapmanızı çok kolaylaştıran elektrik destekli direksiyon yüksek hızlarda sertleşerek sürücüye mükemmel bir hissiyat sağlıyor. Baz model olarak satılan modelde ön sıra hava yastıkları, yokuş kalkış desteği, acil fren destek sistemi (AFU), elektronik savrulma önleyici (ESC) gibi özellikler standart olarak geliyor. Tabi otomobilin oturaklı gidişine ve özelliklerine güvenerek asla hız yapılmamalı, her zaman kurallara uyulmalı. Kendimizi de başkalarını da riske atmamalıyız.

Sonuç Olarak

Araçtan son derece memnun kaldığımı belirtmeliyim. Şu ana kadar olumsuz herhangi bir özelliğini göremedim. Anahtarsız kartlı giriş sistemi, gündüz led farları, hız sabitleyici, start/stop özelliği, R&Go uygulaması gibi artı özelliklerin olması gerçekten sevindirici. Bu tarz B segment, supermini araç arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere 🙂

Kendi Küçük Sesi Büyük!

Bugün sizlere yakın zamanda aldığım ve test etme imkanı bulduğum Muicho Pair 2 mini bluetooth hoparlörden kısaca bahsedeceğim.

İnternet mağazalarında 109 – 150 TL arasında satılan ve oldukça sevimli bir görüntüye sahip olan bu hoparlörün boyutu şaşırtıcı derecede küçük. Kumsalda, balkonda vb her yerde JBL Go kullanan biri olarak boyut konusunda Go’ya göre çok daha tatmin edici olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Peki ses konusunda da öyle mi gelin bir göz atalım.

Boyutu oldukça küçük olan bu aletin sesi 3w gücünde. Ses kalitesi ise boyutundan beklenmeyecek derecede güçlü ve berrak. Yakın rakibi JBL Go ile kıyaslayacak olursak Go’ya göre tizleri ve son sesi biraz daha az ancak Muicho’nun Go’ya göre oldukça küçük boyuta sahip olduğunu ve yarı fiyatına satıldığını da unutmamak gerekir. Örneğin Muicho’yu plajda çalıştırdığınızda herkesin sesin nereden geldiğini anlamak için dönüp baktığını rahatlıkla fark edebilirsiniz. Yani ses yüksekliği ve kalitesi konusunda sizi dış mekanda bile tatmin edecektir. Muicho şarj konusunda da sizi üzmeyecek. Tam dolu olduğunda 4 saate kadar müzik dinleyebilirsiniz. 300 mAh’lık lityum pili 45 dk gibi kısa bir sürede tamamen şarj olabiliyor.

Muicho Pair 2’nin en önemli özelliklerinden biri eşleştirmiş olduğunuz kameralı herhangi bir akıllı cihazınızda uzaktan kumanda olarak kullanılabilmesi. Böylelikle çok daha rahat bir şekilde selfie çekebilirsiniz. Bu aletin bir diğer önemli özelliği ise True Wireless Stereo (TWS) sayesinde ikinci bir Muicho ile eşleşerek aynı anda kullanılabilmesi. Yani 2 x 3w şeklinde ses gücünü ikiye katlayabilirsiniz.

Muicho Pair 2’nin teknik özellikleri ve kutu içeriği şu şekilde:

Bluetooth kablosuz bağlantı 
True Wireless Stereo eşleşme
Uzaktan kumanda ile selfie konksiyonu 
Eller serbest telefonla görüşme
Boyutlar: 42.5 x 45mm
Ağırlık: 40.5gr
Ses Gücü: 3W
Ses Frekans: 20Hz-20KHz
Pil Kapasitesi: 300mAh
Şarj Girişi: 5V (USB)
Pil Ömrü: 4 saate kadar (ses seviyesine ve ses içeriğine göre değişir)
Şarj Süresi: 1 saate kadar
Bluetooth: V4.1 ve üstü
Paket İçeriği: Muicho Hoparlör, Askı, USB Şarj Kablosu, Kullanım Kılavuzu

Sonuç:

Bluetooth hoparlör alırken tabii ki beklentiler önemli. Eğer yüksek bas ve tiz sesler arıyorsanız haliyle en az 700 -1000 TL’yi gözden çıkartmanız gerekmekte. Ancak bluetooth hoparlörüm olsun, her yerde yanımda olsun, gerektiğinde cebime bile girsin ve kaliteli sese sahip olsun derseniz Muicho hoparlör tam size göre.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram: “silentjune”

Otomobilimi Kendim Temizlerim Diyenlere…

Siz de otomobilini fırça çiziklerinden hoşlanmadığı için oto yıkamaya veremeyenlerdenseniz ya da en iyi temizlik kendi yaptığım temizliktir diyenlerdenseniz bu yazıya bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Bugün sizlere otomobil yıkarken bir kaç senedir kullanmakta olduğum oldukça güzel ve etkili bir üründen bahsetmek istiyorum. Bu ürün genellikle ev temizliğinden aşina olduğumuz HighGenic Silikonlu Temizleyici…

Önceleri ev için almakta olduğumuz bu ürünün üzerinde araba için de kullanılabileceğinin belirtilmesine rağmen piyasada sadece oto aksesuar vb bölümlerde bulunan “otomobillere özel” ürünleri satın aldığımdan HighGenic silikonlu temizleyiciyi kullanmayı hiç düşünmemiştim. Bir gün yine aracımı temizlerken cam silmek için kullandığım sıvının tükendiğini fark ettim ve en yakında bulunan A101 mağazasına girerek rafta gözüme çarpan HighGenic silikonlu temizleyiciyi satın aldım.

Önceleri sadece cam için uygun olduğunu düşündüğüm bu ürünü boyaya zarar verebileceğini düşünerek önce camda denedim. Cam yüzey üzerinde sanki cila sürülmüş gibi kaygan bir etki yaratmıştı. Aracımı yıkayıp kuruladıktan sonra kaporta üzerinde de denemeye başladım. Ürünü kullandıktan sonra aracım adeta cila çekilmiş gibi parlak ve lekesiz görünüyordu. Yağmurlu günlerde de cam dahil bu ürünle sildiğim tüm yüzeylerin üzerinde suyun kayarak gittiğini, leke bırakmadığını fark ettim.

Boya ve kaportaya kesinlikle zarar vermeyen bu ürünü aracın göğüs kısmında ve tüm plastik, metal yüzeylerinde güvenle kullanabilirsiniz.

Şu an 1 litresi 6-7 TL gibi bir fiyata satılan HighGenic Silikonlu Temizleyici varken etkisi daha az olan, uğraştırıcı “otoya özel” benzer temizlik ürünlerinden neden alayım sorusu geliyor insanın aklına…

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Ürünün kaporta, cam, iç plastik ve metal aksamlarda son derece etkili olduğunu belirtmiştim. Ancak tabii ki bu ürünle yapılması ve yapılmaması gereken bir kaç şey mevcut:

-Ürünü silecek su deposuna doldurmayın. Püskürttüğünüzde motorun sıcaklığıyla ısınmış olan kaputa damlacıklar halinde sıçrayacağından ve silme imkanınız olmayacağından boya üzerinde lekelenmelere sebebiyet verebilir.

-Kumaş yüzeyleri bu ürünle temizlemeye, leke çıkarmaya çalışmayın. Kalıcı lekelere sebep olabilirsiniz. Kumaş temizliği için leke çıkarıcı özel ürünleri satın alın.

-Lastik yanaklarını, jantları ve bakalit kısımları bu ürünle temizleyebilirsiniz ancak tampon cilası gibi simsiyah ve parlak bir görüntü elde edemezsiniz. Bunun için otomobillere özel lastik ve tampon cilası kullanın.

-Üründen tam performans almak istiyorsanız yıkanmış araç üzerinde mikrofiber bezle birlikte kullanın.

Sonuç olarak

Evlerde son derece etkili olan bu ürünü otomobilinizde de gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Tozun, suyun olumsuz etkilerini minimuma indirdiğini göreceksiniz.

Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle 🙂

Instagram: silentjune

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla