Bugün sizlere yakın zamanda aldığım ve test etme imkanı bulduğum Muicho Pair 2 mini bluetooth hoparlörden kısaca bahsedeceğim.
İnternet mağazalarında 109 – 150 TL arasında satılan ve oldukça sevimli bir görüntüye sahip olan bu hoparlörün boyutu şaşırtıcı derecede küçük. Kumsalda, balkonda vb her yerde JBL Go kullanan biri olarak boyut konusunda Go’ya göre çok daha tatmin edici olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Peki ses konusunda da öyle mi gelin bir göz atalım.
Boyutu oldukça küçük olan bu aletin sesi 3w gücünde. Ses kalitesi ise boyutundan beklenmeyecek derecede güçlü ve berrak. Yakın rakibi JBL Go ile kıyaslayacak olursak Go’ya göre tizleri ve son sesi biraz daha az ancak Muicho’nun Go’ya göre oldukça küçük boyuta sahip olduğunu ve yarı fiyatına satıldığını da unutmamak gerekir. Örneğin Muicho’yu plajda çalıştırdığınızda herkesin sesin nereden geldiğini anlamak için dönüp baktığını rahatlıkla fark edebilirsiniz. Yani ses yüksekliği ve kalitesi konusunda sizi dış mekanda bile tatmin edecektir. Muicho şarj konusunda da sizi üzmeyecek. Tam dolu olduğunda 4 saate kadar müzik dinleyebilirsiniz. 300 mAh’lık lityum pili 45 dk gibi kısa bir sürede tamamen şarj olabiliyor.
Muicho Pair 2’nin en önemli özelliklerinden biri eşleştirmiş olduğunuz kameralı herhangi bir akıllı cihazınızda uzaktan kumanda olarak kullanılabilmesi. Böylelikle çok daha rahat bir şekilde selfie çekebilirsiniz. Bu aletin bir diğer önemli özelliği ise True Wireless Stereo (TWS) sayesinde ikinci bir Muicho ile eşleşerek aynı anda kullanılabilmesi. Yani 2 x 3w şeklinde ses gücünü ikiye katlayabilirsiniz.
Muicho Pair 2’nin teknik özellikleri ve kutu içeriği şu şekilde:
Bluetooth kablosuz bağlantı True Wireless Stereo eşleşme Uzaktan kumanda ile selfie konksiyonu Eller serbest telefonla görüşme Boyutlar: 42.5 x 45mm Ağırlık: 40.5gr Ses Gücü: 3W Ses Frekans: 20Hz-20KHz Pil Kapasitesi: 300mAh Şarj Girişi: 5V (USB) Pil Ömrü: 4 saate kadar (ses seviyesine ve ses içeriğine göre değişir) Şarj Süresi: 1 saate kadar Bluetooth: V4.1 ve üstü Paket İçeriği: Muicho Hoparlör, Askı, USB Şarj Kablosu, Kullanım Kılavuzu
Sonuç:
Bluetooth hoparlör alırken tabii ki beklentiler önemli. Eğer yüksek bas ve tiz sesler arıyorsanız haliyle en az 700 -1000 TL’yi gözden çıkartmanız gerekmekte. Ancak bluetooth hoparlörüm olsun, her yerde yanımda olsun, gerektiğinde cebime bile girsin ve kaliteli sese sahip olsun derseniz Muicho hoparlör tam size göre.
Seiko markasının mekanik saatlerine olan hayranlığımı beni tanıyan çoğu kişi bilir. İlk olarak babamın 1973 model (hala çalışıyor) otomatik Seiko saati sayesinde bu marka ile tanıştım. Bu saatin oldukça zorlu bir kullanımdan sonra hala çalışıyor olması beni şaşırtmıştı… Bir çok farklı markaya ait hem mekanik hem de quartz saatlerim olmasına rağmen yıllardır bu Japon saat firmasının ürettiği mekanik saatler koleksiyonumun ilk sırasındadır. Bu anlamda İsviçre saatlerine ilgi duyanların aksine ben bu olayın Japon tarafındayım diyebilirim.
Bir saat meraklısı olarak son zamanlarda yeni bir dalış saati alma kararı aldım. Aklımda Seiko, Orient, Citizen ve Tissot markalarının dalış serisi saatleri vardı. Peki bu saatle dalacak mıyım tabii ki hayır ancak görsel açıdan ve dayanıklılık açısından dalış serisi saatlerin diğer saatlere göre daha üstün saatlerdir çünkü bu saatler su geçirmez (water resistant) saatlerin çok daha ötesinde… Kısaca dalış serisi saatler ISO 6425 standartlarına sahip saatlerdir ve bu standarda sahip olabilmeleri için bir çok zorlu testlerden geçirilmektedir. Alacağım saatin bu standarda sahip olmasını istediğim için Tissot’un Seastar (silicium) modelini ve Orient Kamasu modelini en baştan eledim. ISO 6425 standardı hakkında daha detaylı bilgi edinmek için https://en.wikipedia.org/wiki/Diving_watch adresine göz atabilirsiniz.
Seiko’nun dalış saati denilince çoğumuzun aklına dayanıklılığıyla ün yapmış Pepsi bezelli SKX009 ve türevleri gelmektedir. Seiko’nun bu serisi üretimden kalkmasına rağmen saat koleksiyonerleri tarafından gerek ikinci el gerekse sıfır olarak hala sıkça tercih edilmektedir. 21 taşlı 7S26 mekanizmasında saniye durdurma (hacking) ve elle kurma (hand-winding) özellikleri olmamasına rağmen, üretimden kalktığı için günümüzde satıcılar tarafından bu saatlere ederinden daha fazla fiyatlar istenmektedir. Saniye durdurma ve elle kurma özelliği otomatik saatlerde benim için pek bir anlam ifade etmiyor fakat bu özellikler bildiğiniz gibi fiyata yansıyor. O yüzden bu saatin 2800-3000 TL etmeyeceğini düşünüyorum. Peki bu saat alınmaz mı? Tabii ki alınır ancak 2800 – 3200 TL gibi fiyatlara değil de 1600 – 1800 TL bandında seyreden fiyatlara alınır çünkü istenen fiyatlara bir çok daha iyi alternatif ürün karşınıza çıkıyor.
Yoğun bir araştırmalar ve Instagram’da yaptığım anketler sonucunda (sonuç her ne kadar Casio çıksa da) SEIKO PROSPEX SRPC25K modelini almaya karar verdim. Bu modeli almamdaki en önemli etken saatin kadranında Rolex Sea-Dweller / Deep Sea modelinin kadranındaki gibi dark blue renk tonunun kullanılmış olmasıydı. Bu kadran rengi tabii ki denizin derinliklerindeki koyu mavi karanlığı hatırlattığı için saatin dalgıç karakterine çok yakışmış ve onu ikonik bir hale getirmiş.
Batman modeli olarak da bilinen SEIKO SRPC25K modelinde markanın sıkça kullandığı 24 taşlı, elle kurma ve saniye durdurma özellikli 4R36 mekanizma kullanılmış. Bu mekanizma tam doluyken size 41 saat civarında yeterli bir güç rezervi sağlıyor. Bu mekanizmanın günlük yanılma payı günlük kullanımda, kolda ve 5-35 derece hava sıcaklığında +45 -35 saniye aralığında belirtilmiş. Ancak ben aldığımdan beri saati kolumdan hiç çıkartmadım. Yaptığım ölçümde hareketli kullanım (dumbbell’la çalışma dahil), hareketsiz kullanım, ters pozisyon, kurma kolu üzeri pozisyon vb çok çeşitli duruşlarda bile saatin hassasiyeti +3 sn gibi COSC (Contrôle Officiel Suisse des Chronomètres) değerlerinde kaldı.
Daha önce aldığım SEIKO 5 SRPB17J saatimin mekanizmasıyla da aynı olan bu mekanizma gerçekten de COSC sertifikalı mekanizmaları aratmayacak derece iyi. COSC sertifikası hakkında detaylı bilgiye https://en.wikipedia.org/wiki/COSC adresinden ulaşabilirsiniz.
Saatin bir başka dikkatimi çeken özelliği döner bezelin Orient’in dalış modellerine göre çok daha rahat dönmesi ve ele oturmasıydı. Saat bu yönüyle gerçekten de tam anlamıyla amacına uygun ve kullanışlı. Ayrıca bu modelde eski SKX modellerindeki gibi indexlerde hizalama sorununa da rastlamadım. Saatin 45 mm’lik turtle kasası ise gerçekten göz doldurucu ve kolunuzda kendini belli eden cinsten. Bileziği ise bildiğiniz gibi 3 katlamalı, kilitli bir bilezik. Ayrıca oldukça kaliteli bir çelikten üretilmiş. Elinize aldığınızda bileziğin kalitesini hissedebiliyorsunuz. Bileziğin ortasında yer alan parlak ince detaylar da saatin döner bezelinin parlaklığına uyum sağlayarak ayrı bir şıklık katmış.
Kullandıkça daha da çok sevmeye başladığım bu saatin en önemli özelliklerinden biri de sizi hiçbir zaman yarı yolda bırakmayacak olan fosforlu indeksleri. Şimdiye kadar aldığım saatler içinde (diğer Seiko modelleri dahil) fosforu en güçlü olanı bu. Bu saatin fosforu diğer saatlerimin beyaz floresan ışığına duyarlı fosforundan farklı olarak güneş ışığında da tam gücüne ulaşabiliyor. Fosfor daha karanlığa girmeden loş ortamlarda bile kendini rahatlıkla belli ediyor. Bu özellik dalış yapan biri için suyun derinliklerinde oldukça önemli olsa gerek…
Sonuç olarak sağlam, gösterişli ve kaliteli bir mekanik saat arıyordum ve SEIKO PROSPEX SRPC25K modelinin bu anlamda beklentimi tam anlamıyla karşıladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Her şeyden öte güzel bir koleksiyon parçası olacağından hiç kuşkum yok.
Bugün sizlere ülkemize yeniden hızlı bir giriş yapan Old Spice markasının beni kendisine yine hayran bırakmayı başaran bir ürününden bahsetmek istiyorum.
Old Spice’ı ülkemizde bilmeyen neredeyse yoktur. Ancak daha çok aftershave ve parfüm olarak bilinmektedir. Ancak son zamanlarda ülkemize yeniden hızlı bir giriş yapan bu markanın deodorant, roll on, stick, shower gel ve 2 in 1 ürünleri raflarda boy gösteriyor. Migros mağazalarından sonra Watsons ve Gratis mağazalarında da sıkça görmeye başladığım bu markaya ait ürünlerin içinde öyle bir ürün var ki bahsetmesem olmazdı.
Neredeyse her gün duş alan biri olarak bir çok markanın duş jelini kullandım ancak hep birbirine benzer sütlü, hindistan cevizli, okyanus vb kokuları adeta içimi baymaya başlamıştı. Old Spice’ın bulunduğu reyona geldiğimde duş jellerinin kapaklarını kaldırarak bir bir kokladım. İçlerinden bir tanesi o kadar güzel ve alışılmadık kokuyordu ki hemen üzerini okumaya başladım; Duş jeli + şampuan şeklinde ikisi bir arada kullanılan bir üründü.
Old Spice “BEARGLOVE” ismini verdiği bu 2 in 1 üründe adeta parfüm konusundaki uzmanlığını konuşturmuş diyebilirim.
Peki Kokusu Kadar Kullanımı da Güzel mi?
Sık duş alan biri olarak kokusu kadar kullanımı da oldukça güzel bir ürün diyebilirim. Bu ürünü hem saçlarınızda hem de vücudunuzda rahatlıkla kullanabilirsiniz. Duştan sonra saç derinizde ve teninizde herhangi bir kuruluk ya da yağlılık hissi bırakmıyor.
Ülkemizde “BEARGLOVE” olarak adlandırdıkları güzel kokulu bu ürün ülkemizde deo stick ve deodorant şeklinde de satılmakta. Ancak yabancı web satış sitelerinde aftershave olanını da gördüm. Zaten şampuanı koklayınca ilk aklıma gelen bunun parfüm ya da aftershave olanı var mıdır sorusuydu… Şimdilik bu ürünle idare edelim belki ithalatçı firması aftershave olanını da getirir ülkemize 🙂
Baharın müjdecisi Mart ayına girmişken ısınmaya başlayan havalarla birlikte önemli bir sorun haline gelen terleme ve ter kokusuna karşı önlem almak hem kendimize hem de karşımızdaki insanlara saygı açısından oldukça önemlidir. Bunun bilincinde olan çoğu kişi de zaten roll on, deodorant vb ürünler kullanarak bu sorunu minimuma indirmeye çalışır. Hazır havalar yavaş yavaş ısınmaya başlamışken benim için daha da önem kazanan, yaklaşık 1 senedir kullandığım bir üründen kısaca bahsetmek istiyorum ama öncelikle şuna açıklık getireyim: roll on yazın kullanılır gibi bir durum söz konusu değil. En azından benim için değil. Ben evde olsam da dışarı çıksam da ister yaz ister kış ayı olsun roll on kullanmadan yapamayanlardanım.
Bir çok firmanın deodorant ürünlerini kullandım ancak ne yazık ki hiçbiri bir roll on kadar etkili değil. Kullandığım roll on ürünlerin de çoğu kazağımda, gömleğimde iz, cildimde kalıntı bırakıyordu. Bir gün Adidas’ın yeni bir ürününü rafta gördüm fiyatı en ucuz olan üründü Adidas Pure Game. Nasılsa hepsinin aynı özellikte olduğunu bildiğimden ucuzdur o yüzden kalitesizdir demeden 50 ml olan bu ürünü satın aldım. Yaklaşık 1 yıldır da bu üründen alıp kullanıyorum. İnsanı bayan bir kokusu yok ve ölçülü sürüldüğünde neredeyse kalıntı bırakmıyor diyebilirim.
Performansına gelirsek gayet başarılı bir ürün. Gerçekten hareketli geçen bir günde bile kol altında nem ve koku hissetmedim. Şu an bir çok yerde 7-8 TL civarı bir fiyatla satın alabilirsiniz. Gratis mağazasından da 7-8 TL’ye Gratis Kart indirimiyle de satın alabilirsiniz. Ben bu markanın Pure Game olanını beğendim. Ancak başka yerlerden Dive, Team Force gibi faklı kokuya sahip olanlarını da bulabilirsiniz.
Bu ürünler bu kadar uygun fiyata bulunurken ne yazık ki bir çok kişi bunu lüzumsuz bir ürün olarak görüp kullanmıyor. Hatta sadece kadınlara yönelik bir ürünmüş gibi algılayıp kullanmayı kendine yediremeyen erkeklerle de karşılaştım ne yazık ki… İşin garip tarafı buna özen göstermeyip ter kokarak gezen kadın sayısı da hayli fazla. Hele ki toplu taşıma aracına binmişseniz geçmiş olsun…
Bir saat meraklısı olarak bugün sizlere Seiko 5 srpb17j (Turtle) modelinden bahsetmek istiyorum
Bundan bir ay önce İnternet’te sadece fotoğraflarını görüp araştırdığım üç saat modeli vardı. Bunlardan ilki kült bir model olan Seiko skx009k2 modeliydi. Dalış saati olarak piyasaya sürülen bu saati çok almak istememe rağmen içinde 7s26 mekanizma kullanıldığı için bana pahalı geliyordu ve bu pahalılık sırf tutulmuş bir model olduğu içindi. Oysa zaten daha başarılı bir model olan Orient Mako modeline sahiptim. Saatin bezelinde sırf kırmızı tonlarını görebilmek için bu parayı vermeye değmezdi. Onun yerine çok başarılı bulduğum yine bir dalış saati olan Citizen Pro Master Automatic modelini almaya karar vermiştim. Pro Master’ın 8200 mekanizması Seiko’da kullanılan 7s26 mekanizmadan daha modern ve güvenilir mekanizmaydı. Elle kurulabilme özelliğine de sahipti. Fiyatı da skx009k2’den 600 TL daha ucuzdu. Tam bu saati bir alışveriş sitesinden almaya karar vermiştim ki hemen yanda Seiko 5 srpb17j modelinin reklamını gördüm. Siyah – kırmızı kadranı dikkatimi çektiği için üzerine tıkladım. İlk gördüğümde görüntüsü günümüz standartlarına göre küçük ve duruşu da biraz kaba gelmişti. Fiyatı diğer iki saate göre daha uygun olan bu saatin teknik bilgilerini okuduğumda büyüklüğünün 44-45 mm dolaylarında olduğunu gördüm. Yorumlarda da büyük ve gösterişli bir saat olduğu yazıyordu.
İnternette incelediğim saatin Ankara’da Tunalı Hilmi caddesinde bulunan Gürbüz Saat’de satıldığını gördüm ve saati hem canlı olarak görebilmek hem de bir kısmını nakit vermek istediğimden nişanlımla birlikte Gürbüz Saat’e gittik. İçeri girdiğimizde gayet güleryüzlü ve ilgili bir esnafla karşılaştık. Saatin modelini söylediğimizde hemen getirdiler. Saati gördüğümüz an fotoğraflarıyla gerçeğinin ne kadar farklı olduğunu anladık. Yani saat fotoğraflarda görünen halinden çok daha gösterişliydi. Saati koluma taktığımda ilk izlenimim kalite hissi oldu. Ayrıca kırmızı – siyah kadranının aynı renkleri içeren bir nato kordonla kombinlenebileceğini de düşündüm. Ancak bir müddet bu haliyle kullanmayı düşünüyorum.
SEIKO SRPB17J
Ayrıca Gürbüz Saat’de nişanlımın aklındaki saat modeli olan Seiko 5 srpd83k modeli de satılmaktaydı. Satıcı bize kolaylık sağladığı için o modeli de almaya karar verdik. Dükkandan çıkıp bir yere oturduk ve o an saatimin günlük sapma miktarını ölçmek aklıma geldi. Yaklaşık 40 saat güç rezervi bulunan bu mekanizmayı kronometreyle eşitledim. İki gün boyunca ölçümlediğim sapma miktarı sadece +2 saniyeydi. Yani bu mekanizma için kabul edilebilir günlük sapma miktarının +45 – 35 olduğunu düşünürsek bu değer mükemmel. Seiko srpb17j modelinde kullanılan 4r36 kalibre yazının ilk satırlarında bahsettiğim skx ve promaster modellerinde kullanılan iki mekanizmadan da daha modern ve güvenilir. Elle kurulabilme ve saniye durdurma özelliği de mevcut. Hem görsel hem de teknik anlamda iyi ki tercihim bu saatten yana oldu diyebilirim.
Seiko 5 srpb17j özellikle mekanik saat merakı olan ve koleksiyon yapan kişilerin mutlaka alması gerektiğini düşündüğüm bir saat modeli. Mavi kadranlı modeli de bulunan bu saat modeli her kıyafetinize uyum sağlayacak kadar şık bir model.
Bugün dünyaca ünlü Orient markasının son derece popüler olan Mako modelinden ve kombinlediğim yeni bileziğinden bahsetmek istiyorum.
Orient markasını bilen hemen herkes bir dalgıç saati olan Mako modelini bilir. Şuan Mako II olarak piyasaya sürülen bu modelin bende ilk versiyonu olan yani 46943 kalibreye sahip FEM65001BV modeli mevcut. Bu modelde piyasaya sürülen yeni versiyonu FAA02001B3 modelindeki gibi saniye durdurma ve elle kurma özelliği mevcut değil. Ayrıca yeni modellerde saat 2 yönünde ikinci bir ayar düğmesi mevcut değil. Yeni Orient saatlerde kullanılmaya başlanan F6922 kalibrede bulunan bu iki özellik bir avantaj gibi görünse de bana soracak olursanız mekanik bir saatte eksikliğini hiçbir zaman hissetmeyeceğiniz özellikler. Zaten mekanik bir saatte (quartz saatlerle kıyaslanmayacak ölçüde sapacaktır) saniye durdurma özelliği ne kadar gerekli bilemiyorum. Tabii ki bu tamamen benim kendi görüşürüm. Katılırsınız ya da katılmazsınız sizin seçiminiz… Her iki kalibreyi de kullanan biri olarak açıkça şunu söyleyebilirim ki ilk makolarda kullanılan 46943 kalibre şimdi kullanılan F6922 kalibreye göre daha daha iyi zaman tutuyor ya da bana öylesi denk geldi. Ayrıca Mako modeli, saat 2 yönündeki ikinci parlak ayar düğmesi olmadan eksik bir görüntü sergilemiş. Tabii zevkler ve renkler tartışılmazmış ama bana sorarsanız yine bir Mako alacak olsam kesinlikle yine piyasada satılmakta olan FEM65001BV modelini tercih ederdim.
Çok beğenerek aldığım Mako’dan önce Seiko’nun ünlü dalgıç modeli olan SEIKO SKX009 modeliyle ilgileniyordum. SEIKO SKX009’un jübile kordonunu çok beğenmeme rağmen kullandıkları 7S26 kalibresi ve kasasını Mako kadar beğenmediğimden tercihimi Mako’dan yana kullandım. 7S26 makineye sahip iki adet klasik Seiko 5 saatim var ve günlük sapma oranları açısından Orientin 46943 makinesi kadar başarılı bulmadığımı söylemeliyim. Bunun nedeni 7S26 makinelerin piyasaya sunulmadan önce çok hassas şekilde kalibre edilmemesi. Ancak 7S26 makineleri kendiniz kalibre ettiğinizde veya ettirdiğinizde COSC seviyelerinde sapma oranlarına ulaşmanız mümkün. Kısacası üretimden kalkmış olması ve bu nedenle ederinden çok daha fazla fiyata satılıyor olması nedeniyle SEIKO SKX009 modelini eledim. Belki ileride bir zaman denk getirebilirsem tabii ki onu da koleksiyonuma eklemeyi düşünebilirim. Ancak şu anki fiyatları ile SKX almak insana kendini oldukça kötü hissettirir diye düşünüyorum.
Seiko’nun Jubilee bileziğinin göz alıcı yuvarlak baklaları çok etkileyici gelmesine rağmen Mako’yu aldım ancak aklım bu bilezikte kaldı. Jubilee bileziğin Rolex’in Datejust modelinde kullanıldığını ve ne kadar etkileyici durduğunu tüm saat meraklıları bilir.
Saati bir müddet kullandıktan sonra tahmin ettiğiniz gibi orjinal bileziğini Jubilee bilezikle değiştirmeye karar verdim. Bu bileziği yaklaşık 1 yıl boyunca aradım ama Türkiye’de satılanları ya ölçü olarak tutmuyordu ya da renkleri farklıydı. Çin’den sipariş edecektim ancak satış sonrası yapılan bir çok yorum bu bileziği almama engel oldu. Son 5 gündür tam bu bilezikten umudumu kesmiştim ki Türkiye’de saat kordonu satan bir sitede Seiko SKX009 modeli ile birebir uyumlu A kalite Jubilee bilezik satıldığını gördüm. İlk olarak satıcıyla irtibata geçerek saatimin modelini ve Seiko uyumlu bu bileziğin benim saatime uyup uymayacağını sordum. Cevap pek olumlu değildi. Ancak Youtube’dan iki saatin karşılaştırması hakkında bir çok video izledim. SKX009 modeli Mako’yla adeta ikiz gibiydi. Sonra bu bileziğin uyup uymayacağını Orient’in Türkiye distribütörüne Instagram üzerinden sormak aklıma geldi. Ancak onlar da Seiko uyumlu bu bileziğin ölçüleri benim saatimin girişiyle aynı olmasına rağmen yüksek ihtimalle saatime olmayacağına kanaat getirdiler.
Aldığım bilgiler doğrultusunda beni oldukça uğraştıran Jubilee bileziği almaktan tam vazgeçiyordum ki yabancı bir blogger’ın Orient Ray modeline Seiko SKX009 modeli üzerinde gelen “Bead of Rice bileziği” uyguladığını ve bunu nasıl yaptığını anlatan fotoğraflı paylaşımına rastladım. Gerçekten uyum mükemmel olmuştu. Okuduğum bu yazı üzerine ben de çok geçmeden satıcının elinde son 1 adet bulunan Jubilee bileziği sipariş ettim. Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi bileziğin kordona uyumu mükemmel oldu. Ne pimlerin yerini tutmaması ne de kavislerin uymaması gibi bir sorun oldu. Dilerseniz kavislerde bulunan boynuzları düz bir zemin üzerinde biraz daha bastırarak saatinize oturtabilirsiniz (ben gerek görmedim). Sonuç olarak fotoğraflarda da gördüğünüz üzere saatim mükemmel bir görüntüye kavuştu. Hatta bu kordon Mako’ya Seiko SKX009’dan daha fazla yakıştı diyebilirim.
Blog yazılarının kişisel deneyimleri içerdiği için ne kadar faydalı olabileceğini bir kez daha görmüş oldum. Ben de deneyimlerim doğrultusunda bu blog yazısını yazarak Seiko SKX009 modeli için satılan 22 mm girişli Jubilee bileziğin Mako modeline rahatça uyduğunu sizlerle paylaştım. Umarım bu yazım saat meraklıları için faydalı bir yazı olmuştur.
Bugün yine Rossmann mağazalarında satılan Altapharma marka efervesan vitaminlerden biraz bahsetmek istiyorum.
Neredeyse her çeşit meyve tadı alternatifi bulunan ve vegan olduğu belirtilen bu ürünün kutusundan 20 adet efervesan tablet çıkıyor. Ben limonlu ve vişneli olanından aldım. yaklaşık bir haftadır da limon aromalı C vitaminini kullanıyorum. Psikolojik mi, vitaminin etkisinden mi bilmiyorum ancak son dört gündür gece uykudan uyanma sorunu yaşamıyorum. Ayrıca gün içinde de daha az yorulduğumu hissediyorum.
15 TL’lik fiyatıyla bir çok muadilinden daha uygun fiyata satılan bu markanın vitaminleri suda saniyeler içinde çözülerek içmeye hazır hale geliyor. Ürünün tadı da içerken zorlamıyor çünkü birçok vitamine göre tadı daha güzel.
Ağır vitamin eksikliği olmadığı sürece ilaç olmadığı belirtilen bu markanın vitaminleri bir çok muadil ürüne ve ilaç içerikli vitamine içimi gayet hoş bir alternatif gıda takviyesi olabilir.
Vişne aromalı, demir ve vitaminler içeren efervesan tabletteki madde miktarları ise şu şekilde:
Günümüzde taşınabilirlik ve pratiklik anlamında müzik keyfinde yeni bir dönem başlatan JBL 1 Ocak 1946 tarihinde ABD’de Harman International adlı şirketin çatısı altında James Bullough Lansing tarafından kurulmuştur. JBL, ismini kurucusunun ad ve soyadının baş harflerini alır. Harman 8 milyar dolar kaşılığında Samsung tarafından satın alınmış ancak Samsung, ses konusunda profesyonel olan bu Harman şirketinde önemli bir değişikliğe gitmemiştir.
Profesyonel kullanıcılara ve ev kullanıcılarına ses sistemleri üreten bu firmanın bana mavi renkli olanı hediye olarak gelen Flip 4 isimli bluetooth hoparlöründen biraz bahsetmek istiyorum.
Daha önce kullandığım Go modelinden oldukça farklı bir model olan Flip 4, ses kalitesi olarak küçük boyutundan beklenmeyecek kalitede pürüzsüz ve yüksek bir sese sahip. Bu hoparlörde en çok dikkatimi çeken özellik, sesi sonuna kadar açmama rağmen bas ve tizleri bozmaması, hiçbir şekilde müzik kalitesinden ödün vermemesi oldu. Ayrıca kablosuz mesafesini de denemelerimde oldukça beğendim. Müzik kaynağından metrelerce uzaklaşmama rağmen herhangi bir kesinti yaşamadım. Hoparlörü bir odada kullanacaksanız, müziğin güçlü ve tok gelmesini istiyorsanız hoparlörü mutlaka yerde ya da yere oldukça yakın bir mesafede konumlandırmanızı tavsiye ederim. Hoparlör bu şekilde konumlandırıldığında açıkçası sesin nereden geldiğini görmezsem oldukça büyük bir hoparlörden geldiğini düşünebilirim.
3000 mAh pille birlikte gelen Flip 4, 12 saat kesintisiz çalışma vaat ediyor. Cihazın üzerinde pil göstergesinin yer alması da oldukça iyi düşünülmüş. 1PX7 özelliğine sahip olan cihaz yarım saate kadar 1 metre derinlikte suya dayanıklı. Bu da Flip 4’ü havuz kenarı, duş vb her türlü ıslak ortamda kullanabileceğiniz anlamına geliyor. Ancak ben Casio F 91 kol saati haricinde hiçbir su geçirmez cihazımı havuzda, denizde ya da duşta kullanmayan biriyim… O yüzden nemli ortamlarda kullanmayı düşünmüyorum.
Flip 4’ün kurulumu da çok kolay. PC ve telefonunuza saniyeler içinde bağlayabiliyorsunuz. Ayrıca Flip 4 aynı anda iki cihaza birden bağlanabilme özelliğine de sahip. Bu da cihazlar arasındaki geçişi oldukça hızlı hale getiriyor.
Cihaz dış görüntü olarak da oldukça güzel bir tasarıma sahip. Su geçirmezlik özelliğine sahip olduğu için sert ve yumuşak plastikle düşme ve darbelere karşı korumaya alınmış. Ses çıkış gücünü düşünürsek cihaz gerçekten taşıma anlamında hafif diyebileceğimiz bir cihaz. Boyutları ise her yere taşımak için uygun. Cihaz, kolay taşınabilmesi ve bir yere bağlanabilmesi için üzerinde taşıma ipi de hazır takılı şekilde geliyor.
Cihazın Bazı Teknik Özellikleri:
Kablosuz Bluetooth Akışı
12 saate kadar müzik çalabilme
IPX7 Su Geçirmez
JBL Connect +
Ses Yardımcısı Entegrasyonu
JBL Bas Radyatörü
Dahili Mikrofon sayesinde telefon görüşmeleri yapabilme
Dayanıklı malzeme
JBL Connect+ Özelliği
IPX7 teknolojisi ile suya karşı dayanıklı
Uygulama üzerinden Siri ve Google Now’a hızlı erişim
Aynı ses kaynağından 100’den fazla Flip 4 hoparlör bağlantısı kurulabilir
Bluetooth Versiyon: 4.2
Giriş bağlantıları: AUX – in ve Bluetooth
Pil ile Dinleme Süresi: 12 saate kadar (ses seviyesine bağlı olarak değişiklik gösterebilir)
Pil şarj süresi: Adaptör ile 3.5 saat
Kısa süreli incelemem sonucu cihazdan son derece memnun kaldığımı söyleyebilirim. Eğer bir Bluetooth hoparlör almayı düşünüyorsanız teknoloji marketlerinde elbette bir çok alternatif markayla karşılaşacaksınız ancak JBL bu konuda gerçekten rakipsiz bir marka.
Bol müzikli ve kahveli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle 🙂
Bugün sizlere tarihi, mimari dokusuyla, konaklarıyla dikkat çeken turistik Beypazarı ilçesinin herkes tarafından bilinmeyen bir lezzetinden, Beypazarı kurusundan bahsetmek istiyorum.
Başkentimizin evleri, havucu, sodası, gümüşü ve daha barındırdığı bir çok özelliği ile meşhur Beypazarı ilçesinin en ünlü lezzetlerinden birisidir Beypazarı Kurusu. Ankara’da hafta sonlarında canımız sıkılınca hadi Beypazarı’na gidelim hem fotoğraf çekeriz hem de kuru alırız diyerek sık sık yola çıkarız ve dönüşte arkadaşlara ve tanıdıklara da verilmek üzere paket paket Beypazarı kurusuyla geri döneriz.
Ankara’nın meşhur atıştırmalığı denilebilecek Beypazarı kurusu meşe odunu yakılarak taş fırınlarda pişirilir ve yaklaşık 12 saat kadar bekletilerek peksimet halini alır. Çok lezzetli olan bu atıştırmalığın mutlaka çaya batırılarak yenilmesi önerilir.
Un, tereyağı, süt, tarçın, yaş maya, tuz ve mahlep kullanılarak üretilen Beypazarı kurusu civar illerden gelen ziyaretçilerin ve yabancı turistlerin en çok talep ettiği yiyecekler arasında başı çekmektedir. Kökenleri Oğuzlara kadar uzandığı söylenen göçebe bir kültürün mirasıdır Beypazarı Kurusu. Osmanlı döneminde de askerlerin azıkları arasında yer almıştır. Oldukça doyurucu bir özelliği olan Beypazarı kurusu günümüzde satılan paket atıştırmalıklara göre oldukça sağlıklı bir tercihtir.
Beypazarı’na gittiğinizde hemen hemen her fırında bulabileceğiniz Beypazarı kurusunun “yaş” olanları da mevcut. Yaş olan Beypazarı Kurusu dişleri peksimet sertliğinde olanı yiyecek kadar sağlıklı olmayanlar veya yaşlılar için, lezzetinden ödün verilmeden üretilmiş daha yumuşak bir alternatiftir.
Bazı hipermarketlerde de satılan Beypazarı Kurusu’nu çoğu yerde deneyimlediğim için mümkünse kendi yerinde yani Beypazarı’nda yemenizi tavsiye ederim.
Biz Beypazarı kurusunu genellikle kahvaltılarda ve akşamüstü olduğunda çayla birlikte yemeyi seviyoruz. Fırsat bulursanız mutlaka bir tadına bakın derim. O zaman Afiyet olsun 🙂
Nokia efsanesi sona erdikten sonra kendimi bildim bileli Samsung kullanıyorum. Yaklaşık beş yıldır kullandığım Samsung Galaxy Note 3 cihazımın bataryası iyice eskimişti. Telefonumun performansından gayet memnun olduğum için ilk başlarda sadece bataryayı değiştirmek yeterlidir diye düşündüm ancak durum hiç düşündüğüm gibi olmadı.
Yeni ve orijinal bir batarya almak için Ankara’da, tabelasında KVK yazan bir dükkana girdim. İçerideki adam 10 dk bekleyin abi depodan bataryayı alıp hemen getiriyorum dedi. Yaklaşık yarım saat sonra batarya geldi. Gerçekten ambalajı orijinal duruyordu her şey yolunda gibiydi. Ürünün bedeli olan 100 TL’yi ödedim ve dükkandan çıktım. İlk başlarda güzel çalışan batarya 1 hafta sonra aynı eskisi gibi aniden bitmeye, hatta % 30 dan sonra kapanmaya bile başladı… Sonra dikkat ettim ki aldığım bataryanın birebir aynısı İnternet’te 50 TL’ye satılıyor. Meğerse ürün orijinal değil, orijinal olanın birebir kopyası bir ürünmüş… Peki geri götürüp uğraştım mı? Hayır… Zaten adam 1 hafta garantili abi demişti… 🙂 Sadece şikayetlerin yazıldığı bir siteye durumu yazıp güzelce reklamlarını yaptım, daha fazla da uğraşmadım…
Yeni Bir Telefon Arayışı
Görüldüğü üzere emektar Note 3’ün orijinal bataryasını bulmak oldukça zordu. İnternet’te satılanlar da zaten benim aldığımın aynısıydı. Açıkçası ülkede orijinal batarya bulmak gerçekten zor iş. Öyle bir soğudum ve bu piyasanın esnafına olan güvenimi öyle bir kaybettim ki kendi bayisine gitmek bile gelmedi içimden. Derken telefon arayışına geçtim. Bir çok yeni model çıkmıştı. Acaba amiral gemisi olarak tabir edilen Note 10 Plus’ı mı almalıydım ya da Huawei’nin P30 Pro’sunu mu?… Ben sadece amiral gemisi olan modellere odaklanmışken birden aklıma İnstagram hesabımda anket yapmak geldi. Dışarıda hiçbir tanışıklığım olmayan takipçilere hiçbir bütçe belirtmeden “yeni telefon almak istiyorum sizce hangi marka ve modeli almalıyım” benzeri bir soru sordum ve herkesin görebilmesi için yaklaşık iki gün boyunca hikayede kalmasını sağladım. Iphone’un çeşitli modelleriyle ve Samsung A70 arasında süren savaşı Samsung A70 kazanmıştı…
Neyin Nesiydi Bu A70?
Açıkçası ilk başlarda hiç dikkate almamıştım bu cihazı. Nasılsa yine bir amiral gemi alıp geçecektim ve bu da Note 10 Plus olacaktı ki İnternet’ten sıkı sıkıya bir araştırma yaptım ve cihaz gerçekten amiral gemi özelliklerini taşıyordu. Ekranı piyasadaki tüm telefonlardan büyüktü. İşlemci hızı, grafik performansı da vereceğiniz paraya göre inanılmazdı… Epey bir kıyaslamanın ardından ben telefonla ne yapıyorum diye kendime sordum. Note 10 alsaydım kalem ne işe yarayacaktı? Daha önce eskittiğim iki Note serisi telefonun kalemini çok nadiren kullanmıştım. Oyun delisi olmamama rağmen A70 zaten bunun için gerekli performansı da barındırıyordu. A70’in 6.7 inçlik dev ekranı da zaten gelecek olan Note 10 Plus ile aynı büyüklükteydi ve buna ek olarak bataryası da Note 10 Plus’tan daha yüksek kapasiteliydi.
Peki Bu Kadar İyi Bir Cihaz Neden Ucuz?
Sorunun cevabı aslında tamamen detaylarda gizli. Bunların en gözle görüneni suya ve toza dayanıklılık sayılabilir. Samsung Galaxy A70, suya ve toza dayanıklılık vaat eden bir model değil. Diğer farklara gelecek olursak kamerasında optik zoom yok, video çekerken optik imaj sabitleyici yok, kablosuz şarj özelliği yok, kalemi yok, Note 10 Plus gibi gorilla glass 5 değil de 3 kullanılmış vs daha bir çok ince detay var… Bunları üst üste koyduğunuzda cihazın neden amiral gemilere göre daha uygun fiyatlı olduğunu anlıyorsunuz.
Peki Bu Detaylar için Binlerce TL Ödemeye Değer mi?
Bu sorunun cevabını vermeden önce kendinize ben bu telefonla neler yapacağım sorusunu sormalısınız. Kendimden örnek vermek gerekirse daha öncede belirttiğim gibi daha önce hep Note serisi cihaz kullandım ve kalemlerini de çok nadiren kullandım. Daha önce kullandığım Note 3 telefonumun ekranı da Gorilla Glass 3’tü ve hiçbir problem yaşamadan tam 5 sene kullandım. Suya ve toza dayanıklılık olayına gelince 20 bar suya dayanıklı, tamamı paslanmaz çelik dalgıç saatimi su damlasından bile sakınırken telefonun suya toza dayanıklı olması benim için bir şey ifade etmiyor. Şimdiye kadar telefonumu kabloyla şarj ettim o yüzden şarjın kablosuz olması da benim için bir şey ifade etmiyor. Zaten A70’in kutusundan 25 Watt gücünde hızlı şarj adaptörü çıkıyor. 4500 mAh’lık batarya zaten sizi hiç üzmüyor. Etkin kullanımla bile şarj rahat şekilde bir günü çıkartıyor.
Gelelim kamera işine… Ben profesyonel fotoğrafçı olduğum için bir akıllı telefonun kamerasındaki 2x 4x 10x optik zoom gibi özellikler bana göre tamamen bir kandırmacadan ibaret. Bazı cihazlar bu sınırı az da olsa geçiyor ama açık şekilde kaliteden ödün veriyorlar. Zaten mercek bileşenlerinin kaliteli ve etkin bir zoom yapabilmesi için oldukça uzun bir alanda hareket etmeleri gerekir ki zaten bu incecik cihazlarda söz konusu hareket için gerekli alan yok. Optik zoom’u sonuna kadar yaptığınızda zaten çıplak gözle ne görüyorsanız o açıyla görüyorsunuz. Cihazın kamerasının açısı zaten normal açıdan daha geniş olduğu için zoom yapmış gibi oluyorsunuz. DSLR makinem varken zaten neden telefonla zoom yapmalıyım ona da hiçbir zaman anlam veremedim. Optik imaj sabitleyici video için güzel bir özellik ancak A70’in videolarında da bu elektronik olarak sağlanmış bu nedenle bariz bir sarsıntı göremedim. Profesyonel ve estetik açıdan iyi bir video istiyorsam akıllı bir cihaz yerine yine DSLR makine tercihim olurdu.
A70’in kamerasındaki geniş açı özelliğinin gerçekten hoşuma gittiğini belirtmeliyim. 123 derecelik geniş açıyla fotoğraf çekmenizi sağlayan 8 mp’lik bu kamera Samsung harici bir çok markanın geniş açı vaat eden cihazından daha üstün. Samsung cihazların geniş açı kamerasını teknoloji marketlerde bir çok cihazla kıyasladım ve bu konuda gerçekten Samsung’tan iyisine rastlamadım. Ayrıca A70’in 32 mp çözünürlükteki f 1.7 diyafram açıklığındaki ana kamerasının da gerçekten bir akıllı cihaza göre çok başarılı olduğunu belirtmeliyim. Cihazda yazılımsal olarak sağlanan arka plan bulanıklığı da gerçekten çok başarılı şekilde sağlanmış. Bu şekilde çekilmiş portrelere dikkatli bakmazsanız DSLR makineyle çekildiğine bile inanabilirsiniz.
Sonuç
Yüksek performanslı, uygun fiyatlı, geniş ekranlı, iyi fotoğraf çeken, şarjı uzun dayanan, kullanışlı bir cihaz arıyorsanız A70 tam size göre bir cihaz.
Kalemsiz yapamam, elma görmezsem ya da göstermezsem kendimi kötü hissederim, arabama binince kablosuz şarj ederim, yağmurlu romantik günlerde ya da duşta telefonla konuşurum, telefonum 4 salise daha hızlı olmazsa üzülürüm, bazen 2G’nin bile düzgün çalışmadığı ülkemizde telefonumda 5G özelliği olmazsa eksiklik hissederim, ÖTV’yi fazla ödemezsem üzülürüm gibi takıntılarınız varsa amiral gemi bir model için binlerce TL daha fark ödemeniz gerekmekte…