Kendime Doğum Günü Hediyesi Aldım

Seiko markasının mekanik saatlerine olan hayranlığımı beni tanıyan çoğu kişi bilir. İlk olarak babamın 1973 model (hala çalışıyor) otomatik Seiko saati sayesinde bu marka ile tanıştım. Bu saatin oldukça zorlu bir kullanımdan sonra hala çalışıyor olması beni şaşırtmıştı… Bir çok farklı markaya ait hem mekanik hem de quartz saatlerim olmasına rağmen yıllardır bu Japon saat firmasının ürettiği mekanik saatler koleksiyonumun ilk sırasındadır. Bu anlamda İsviçre saatlerine ilgi duyanların aksine ben bu olayın Japon tarafındayım diyebilirim.

Bir saat meraklısı olarak son zamanlarda yeni bir dalış saati alma kararı aldım. Aklımda Seiko, Orient, Citizen ve Tissot markalarının dalış serisi saatleri vardı. Peki bu saatle dalacak mıyım tabii ki hayır ancak görsel açıdan ve dayanıklılık açısından dalış serisi saatlerin diğer saatlere göre daha üstün saatlerdir çünkü bu saatler su geçirmez (water resistant) saatlerin çok daha ötesinde… Kısaca dalış serisi saatler ISO 6425 standartlarına sahip saatlerdir ve bu standarda sahip olabilmeleri için bir çok zorlu testlerden geçirilmektedir. Alacağım saatin bu standarda sahip olmasını istediğim için Tissot’un Seastar (silicium) modelini ve Orient Kamasu modelini en baştan eledim. ISO 6425 standardı hakkında daha detaylı bilgi edinmek için https://en.wikipedia.org/wiki/Diving_watch adresine göz atabilirsiniz.

Seiko’nun dalış saati denilince çoğumuzun aklına dayanıklılığıyla ün yapmış Pepsi bezelli SKX009 ve türevleri gelmektedir. Seiko’nun bu serisi üretimden kalkmasına rağmen saat koleksiyonerleri tarafından gerek ikinci el gerekse sıfır olarak hala sıkça tercih edilmektedir. 21 taşlı 7S26 mekanizmasında saniye durdurma (hacking) ve elle kurma (hand-winding) özellikleri olmamasına rağmen, üretimden kalktığı için günümüzde satıcılar tarafından bu saatlere ederinden daha fazla fiyatlar istenmektedir. Saniye durdurma ve elle kurma özelliği otomatik saatlerde benim için pek bir anlam ifade etmiyor fakat bu özellikler bildiğiniz gibi fiyata yansıyor. O yüzden bu saatin 2800-3000 TL etmeyeceğini düşünüyorum. Peki bu saat alınmaz mı? Tabii ki alınır ancak 2800 – 3200 TL gibi fiyatlara değil de 1600 – 1800 TL bandında seyreden fiyatlara alınır çünkü istenen fiyatlara bir çok daha iyi alternatif ürün karşınıza çıkıyor.

Yoğun bir araştırmalar ve Instagram’da yaptığım anketler sonucunda (sonuç her ne kadar Casio çıksa da) SEIKO PROSPEX SRPC25K modelini almaya karar verdim. Bu modeli almamdaki en önemli etken saatin kadranında Rolex Sea-Dweller / Deep Sea modelinin kadranındaki gibi dark blue renk tonunun kullanılmış olmasıydı. Bu kadran rengi tabii ki denizin derinliklerindeki koyu mavi karanlığı hatırlattığı için saatin dalgıç karakterine çok yakışmış ve onu ikonik bir hale getirmiş.

Batman modeli olarak da bilinen SEIKO SRPC25K modelinde markanın sıkça kullandığı 24 taşlı, elle kurma ve saniye durdurma özellikli 4R36 mekanizma kullanılmış. Bu mekanizma tam doluyken size 41 saat civarında yeterli bir güç rezervi sağlıyor. Bu mekanizmanın günlük yanılma payı günlük kullanımda, kolda ve 5-35 derece hava sıcaklığında +45 -35 saniye aralığında belirtilmiş. Ancak ben aldığımdan beri saati kolumdan hiç çıkartmadım. Yaptığım ölçümde hareketli kullanım (dumbbell’la çalışma dahil), hareketsiz kullanım, ters pozisyon, kurma kolu üzeri pozisyon vb çok çeşitli duruşlarda bile saatin hassasiyeti +3 sn gibi COSC (Contrôle Officiel Suisse des Chronomètres) değerlerinde kaldı.

Daha önce aldığım SEIKO 5 SRPB17J saatimin mekanizmasıyla da aynı olan bu mekanizma gerçekten de COSC sertifikalı mekanizmaları aratmayacak derece iyi. COSC sertifikası hakkında detaylı bilgiye https://en.wikipedia.org/wiki/COSC adresinden ulaşabilirsiniz.

Saatin bir başka dikkatimi çeken özelliği döner bezelin Orient’in dalış modellerine göre çok daha rahat dönmesi ve ele oturmasıydı. Saat bu yönüyle gerçekten de tam anlamıyla amacına uygun ve kullanışlı. Ayrıca bu modelde eski SKX modellerindeki gibi indexlerde hizalama sorununa da rastlamadım. Saatin 45 mm’lik turtle kasası ise gerçekten göz doldurucu ve kolunuzda kendini belli eden cinsten. Bileziği ise bildiğiniz gibi 3 katlamalı, kilitli bir bilezik. Ayrıca oldukça kaliteli bir çelikten üretilmiş. Elinize aldığınızda bileziğin kalitesini hissedebiliyorsunuz. Bileziğin ortasında yer alan parlak ince detaylar da saatin döner bezelinin parlaklığına uyum sağlayarak ayrı bir şıklık katmış.

Kullandıkça daha da çok sevmeye başladığım bu saatin en önemli özelliklerinden biri de sizi hiçbir zaman yarı yolda bırakmayacak olan fosforlu indeksleri. Şimdiye kadar aldığım saatler içinde (diğer Seiko modelleri dahil) fosforu en güçlü olanı bu. Bu saatin fosforu diğer saatlerimin beyaz floresan ışığına duyarlı fosforundan farklı olarak güneş ışığında da tam gücüne ulaşabiliyor. Fosfor daha karanlığa girmeden loş ortamlarda bile kendini rahatlıkla belli ediyor. Bu özellik dalış yapan biri için suyun derinliklerinde oldukça önemli olsa gerek…

Sonuç olarak sağlam, gösterişli ve kaliteli bir mekanik saat arıyordum ve SEIKO PROSPEX SRPC25K modelinin bu anlamda beklentimi tam anlamıyla karşıladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Her şeyden öte güzel bir koleksiyon parçası olacağından hiç kuşkum yok.

Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle 🙂

Instagram: silentjune

Kesinlikle Denenmeli

Bugün sizlere ülkemize yeniden hızlı bir giriş yapan Old Spice markasının beni kendisine yine hayran bırakmayı başaran bir ürününden bahsetmek istiyorum.

Old Spice’ı ülkemizde bilmeyen neredeyse yoktur. Ancak daha çok aftershave ve parfüm olarak bilinmektedir. Ancak son zamanlarda ülkemize yeniden hızlı bir giriş yapan bu markanın deodorant, roll on, stick, shower gel ve 2 in 1 ürünleri raflarda boy gösteriyor. Migros mağazalarından sonra Watsons ve Gratis mağazalarında da sıkça görmeye başladığım bu markaya ait ürünlerin içinde öyle bir ürün var ki bahsetmesem olmazdı.

Neredeyse her gün duş alan biri olarak bir çok markanın duş jelini kullandım ancak hep birbirine benzer sütlü, hindistan cevizli, okyanus vb kokuları adeta içimi baymaya başlamıştı. Old Spice’ın bulunduğu reyona geldiğimde duş jellerinin kapaklarını kaldırarak bir bir kokladım. İçlerinden bir tanesi o kadar güzel ve alışılmadık kokuyordu ki hemen üzerini okumaya başladım; Duş jeli + şampuan şeklinde ikisi bir arada kullanılan bir üründü.

Old Spice “BEARGLOVE” ismini verdiği bu 2 in 1 üründe adeta parfüm konusundaki uzmanlığını konuşturmuş diyebilirim.

Peki Kokusu Kadar Kullanımı da Güzel mi?

Sık duş alan biri olarak kokusu kadar kullanımı da oldukça güzel bir ürün diyebilirim. Bu ürünü hem saçlarınızda hem de vücudunuzda rahatlıkla kullanabilirsiniz. Duştan sonra saç derinizde ve teninizde herhangi bir kuruluk ya da yağlılık hissi bırakmıyor.

Ülkemizde “BEARGLOVE” olarak adlandırdıkları güzel kokulu bu ürün ülkemizde deo stick ve deodorant şeklinde de satılmakta. Ancak yabancı web satış sitelerinde aftershave olanını da gördüm. Zaten şampuanı koklayınca ilk aklıma gelen bunun parfüm ya da aftershave olanı var mıdır sorusuydu… Şimdilik bu ürünle idare edelim belki ithalatçı firması aftershave olanını da getirir ülkemize 🙂

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere 🙂

Instagram: silentjune

Uygun Fiyata Kaliteli Roll On!

Baharın müjdecisi Mart ayına girmişken ısınmaya başlayan havalarla birlikte önemli bir sorun haline gelen terleme ve ter kokusuna karşı önlem almak hem kendimize hem de karşımızdaki insanlara saygı açısından oldukça önemlidir. Bunun bilincinde olan çoğu kişi de zaten roll on, deodorant vb ürünler kullanarak bu sorunu minimuma indirmeye çalışır. Hazır havalar yavaş yavaş ısınmaya başlamışken benim için daha da önem kazanan, yaklaşık 1 senedir kullandığım bir üründen kısaca bahsetmek istiyorum ama öncelikle şuna açıklık getireyim: roll on yazın kullanılır gibi bir durum söz konusu değil. En azından benim için değil. Ben evde olsam da dışarı çıksam da ister yaz ister kış ayı olsun roll on kullanmadan yapamayanlardanım.

Bir çok firmanın deodorant ürünlerini kullandım ancak ne yazık ki hiçbiri bir roll on kadar etkili değil. Kullandığım roll on ürünlerin de çoğu kazağımda, gömleğimde iz, cildimde kalıntı bırakıyordu. Bir gün Adidas’ın yeni bir ürününü rafta gördüm fiyatı en ucuz olan üründü Adidas Pure Game. Nasılsa hepsinin aynı özellikte olduğunu bildiğimden ucuzdur o yüzden kalitesizdir demeden 50 ml olan bu ürünü satın aldım. Yaklaşık 1 yıldır da bu üründen alıp kullanıyorum. İnsanı bayan bir kokusu yok ve ölçülü sürüldüğünde neredeyse kalıntı bırakmıyor diyebilirim.

Performansına gelirsek gayet başarılı bir ürün. Gerçekten hareketli geçen bir günde bile kol altında nem ve koku hissetmedim. Şu an bir çok yerde 7-8 TL civarı bir fiyatla satın alabilirsiniz. Gratis mağazasından da 7-8 TL’ye Gratis Kart indirimiyle de satın alabilirsiniz. Ben bu markanın Pure Game olanını beğendim. Ancak başka yerlerden Dive, Team Force gibi faklı kokuya sahip olanlarını da bulabilirsiniz.

Bu ürünler bu kadar uygun fiyata bulunurken ne yazık ki bir çok kişi bunu lüzumsuz bir ürün olarak görüp kullanmıyor. Hatta sadece kadınlara yönelik bir ürünmüş gibi algılayıp kullanmayı kendine yediremeyen erkeklerle de karşılaştım ne yazık ki… İşin garip tarafı buna özen göstermeyip ter kokarak gezen kadın sayısı da hayli fazla. Hele ki toplu taşıma aracına binmişseniz geçmiş olsun…

Lütfen roll on kullanın, kullandırın 🙂

Yeni bir yazıda daha görüşmek üzere…

Instagram takip: silentjune

Saatte Son Tercihim

Bir saat meraklısı olarak bugün sizlere Seiko 5 srpb17j (Turtle) modelinden bahsetmek istiyorum

Bundan bir ay önce İnternet’te sadece fotoğraflarını görüp araştırdığım üç saat modeli vardı. Bunlardan ilki kült bir model olan Seiko skx009k2 modeliydi. Dalış saati olarak piyasaya sürülen bu saati çok almak istememe rağmen içinde 7s26 mekanizma kullanıldığı için bana pahalı geliyordu ve bu pahalılık sırf tutulmuş bir model olduğu içindi. Oysa zaten daha başarılı bir model olan Orient Mako modeline sahiptim. Saatin bezelinde sırf kırmızı tonlarını görebilmek için bu parayı vermeye değmezdi. Onun yerine çok başarılı bulduğum yine bir dalış saati olan Citizen Pro Master Automatic modelini almaya karar vermiştim. Pro Master’ın 8200 mekanizması Seiko’da kullanılan 7s26 mekanizmadan daha modern ve güvenilir mekanizmaydı. Elle kurulabilme özelliğine de sahipti. Fiyatı da skx009k2’den 600 TL daha ucuzdu. Tam bu saati bir alışveriş sitesinden almaya karar vermiştim ki hemen yanda Seiko 5 srpb17j modelinin reklamını gördüm. Siyah – kırmızı kadranı dikkatimi çektiği için üzerine tıkladım. İlk gördüğümde görüntüsü günümüz standartlarına göre küçük ve duruşu da biraz kaba gelmişti. Fiyatı diğer iki saate göre daha uygun olan bu saatin teknik bilgilerini okuduğumda büyüklüğünün 44-45 mm dolaylarında olduğunu gördüm. Yorumlarda da büyük ve gösterişli bir saat olduğu yazıyordu.

İnternette incelediğim saatin Ankara’da Tunalı Hilmi caddesinde bulunan Gürbüz Saat’de satıldığını gördüm ve saati hem canlı olarak görebilmek hem de bir kısmını nakit vermek istediğimden nişanlımla birlikte Gürbüz Saat’e gittik. İçeri girdiğimizde gayet güleryüzlü ve ilgili bir esnafla karşılaştık. Saatin modelini söylediğimizde hemen getirdiler. Saati gördüğümüz an fotoğraflarıyla gerçeğinin ne kadar farklı olduğunu anladık. Yani saat fotoğraflarda görünen halinden çok daha gösterişliydi.
Saati koluma taktığımda ilk izlenimim kalite hissi oldu. Ayrıca kırmızı – siyah kadranının aynı renkleri içeren bir nato kordonla kombinlenebileceğini de düşündüm. Ancak bir müddet bu haliyle kullanmayı düşünüyorum.

SEIKO SRPB17J

Ayrıca Gürbüz Saat’de nişanlımın aklındaki saat modeli olan Seiko 5 srpd83k modeli de satılmaktaydı. Satıcı bize kolaylık sağladığı için o modeli de almaya karar verdik. Dükkandan çıkıp bir yere oturduk ve o an saatimin günlük sapma miktarını ölçmek aklıma geldi.
Yaklaşık 40 saat güç rezervi bulunan bu mekanizmayı kronometreyle eşitledim. İki gün boyunca ölçümlediğim sapma miktarı sadece +2 saniyeydi. Yani bu mekanizma için kabul edilebilir günlük sapma miktarının +45 – 35 olduğunu düşünürsek bu değer mükemmel.
Seiko srpb17j modelinde kullanılan 4r36 kalibre yazının ilk satırlarında bahsettiğim skx ve promaster modellerinde kullanılan iki mekanizmadan da daha modern ve güvenilir. Elle kurulabilme ve saniye durdurma özelliği de mevcut. Hem görsel hem de teknik anlamda iyi ki tercihim bu saatten yana oldu diyebilirim.

Seiko 5 srpb17j özellikle mekanik saat merakı olan ve koleksiyon yapan kişilerin mutlaka alması gerektiğini düşündüğüm bir saat modeli. Mavi kadranlı modeli de bulunan bu saat modeli her kıyafetinize uyum sağlayacak kadar şık bir model.

Yeni bir yazıda daha görüşmek üzere 🙂

Instagram Takip: silentjune

Saatinize Jubilee Bilezik mi Arıyorsunuz?

Bugün dünyaca ünlü Orient markasının son derece popüler olan Mako modelinden ve kombinlediğim yeni bileziğinden bahsetmek istiyorum.

Orient markasını bilen hemen herkes bir dalgıç saati olan Mako modelini bilir. Şuan Mako II olarak piyasaya sürülen bu modelin bende ilk versiyonu olan yani 46943 kalibreye sahip FEM65001BV modeli mevcut. Bu modelde piyasaya sürülen yeni versiyonu FAA02001B3 modelindeki gibi saniye durdurma ve elle kurma özelliği mevcut değil. Ayrıca yeni modellerde saat 2 yönünde ikinci bir ayar düğmesi mevcut değil. Yeni Orient saatlerde kullanılmaya başlanan F6922 kalibrede bulunan bu iki özellik bir avantaj gibi görünse de bana soracak olursanız mekanik bir saatte eksikliğini hiçbir zaman hissetmeyeceğiniz özellikler. Zaten mekanik bir saatte (quartz saatlerle kıyaslanmayacak ölçüde sapacaktır) saniye durdurma özelliği ne kadar gerekli bilemiyorum. Tabii ki bu tamamen benim kendi görüşürüm. Katılırsınız ya da katılmazsınız sizin seçiminiz… Her iki kalibreyi de kullanan biri olarak açıkça şunu söyleyebilirim ki ilk makolarda kullanılan 46943 kalibre şimdi kullanılan F6922 kalibreye göre daha daha iyi zaman tutuyor ya da bana öylesi denk geldi. Ayrıca Mako modeli, saat 2 yönündeki ikinci parlak ayar düğmesi olmadan eksik bir görüntü sergilemiş. Tabii zevkler ve renkler tartışılmazmış ama bana sorarsanız yine bir Mako alacak olsam kesinlikle yine piyasada satılmakta olan FEM65001BV modelini tercih ederdim.

Çok beğenerek aldığım Mako’dan önce Seiko’nun ünlü dalgıç modeli olan SEIKO SKX009 modeliyle ilgileniyordum. SEIKO SKX009’un jübile kordonunu çok beğenmeme rağmen kullandıkları 7S26 kalibresi ve kasasını Mako kadar beğenmediğimden tercihimi Mako’dan yana kullandım. 7S26 makineye sahip iki adet klasik Seiko 5 saatim var ve günlük sapma oranları açısından Orientin 46943 makinesi kadar başarılı bulmadığımı söylemeliyim. Bunun nedeni 7S26 makinelerin piyasaya sunulmadan önce çok hassas şekilde kalibre edilmemesi. Ancak 7S26 makineleri kendiniz kalibre ettiğinizde veya ettirdiğinizde COSC seviyelerinde sapma oranlarına ulaşmanız mümkün. Kısacası üretimden kalkmış olması ve bu nedenle ederinden çok daha fazla fiyata satılıyor olması nedeniyle SEIKO SKX009 modelini eledim. Belki ileride bir zaman denk getirebilirsem tabii ki onu da koleksiyonuma eklemeyi düşünebilirim. Ancak şu anki fiyatları ile SKX almak insana kendini oldukça kötü hissettirir diye düşünüyorum.

Seiko’nun Jubilee bileziğinin göz alıcı yuvarlak baklaları çok etkileyici gelmesine rağmen Mako’yu aldım ancak aklım bu bilezikte kaldı. Jubilee bileziğin Rolex’in Datejust modelinde kullanıldığını ve ne kadar etkileyici durduğunu tüm saat meraklıları bilir.

Saati bir müddet kullandıktan sonra tahmin ettiğiniz gibi orjinal bileziğini Jubilee bilezikle değiştirmeye karar verdim. Bu bileziği yaklaşık 1 yıl boyunca aradım ama Türkiye’de satılanları ya ölçü olarak tutmuyordu ya da renkleri farklıydı. Çin’den sipariş edecektim ancak satış sonrası yapılan bir çok yorum bu bileziği almama engel oldu. Son 5 gündür tam bu bilezikten umudumu kesmiştim ki Türkiye’de saat kordonu satan bir sitede Seiko SKX009 modeli ile birebir uyumlu A kalite Jubilee bilezik satıldığını gördüm. İlk olarak satıcıyla irtibata geçerek saatimin modelini ve Seiko uyumlu bu bileziğin benim saatime uyup uymayacağını sordum. Cevap pek olumlu değildi. Ancak Youtube’dan iki saatin karşılaştırması hakkında bir çok video izledim. SKX009 modeli Mako’yla adeta ikiz gibiydi. Sonra bu bileziğin uyup uymayacağını Orient’in Türkiye distribütörüne Instagram üzerinden sormak aklıma geldi. Ancak onlar da Seiko uyumlu bu bileziğin ölçüleri benim saatimin girişiyle aynı olmasına rağmen yüksek ihtimalle saatime olmayacağına kanaat getirdiler.

Aldığım bilgiler doğrultusunda beni oldukça uğraştıran Jubilee bileziği almaktan tam vazgeçiyordum ki yabancı bir blogger’ın Orient Ray modeline Seiko SKX009 modeli üzerinde gelen “Bead of Rice bileziği” uyguladığını ve bunu nasıl yaptığını anlatan fotoğraflı paylaşımına rastladım. Gerçekten uyum mükemmel olmuştu. Okuduğum bu yazı üzerine ben de çok geçmeden satıcının elinde son 1 adet bulunan Jubilee bileziği sipariş ettim. Fotoğraflarda da gördüğünüz gibi bileziğin kordona uyumu mükemmel oldu. Ne pimlerin yerini tutmaması ne de kavislerin uymaması gibi bir sorun oldu. Dilerseniz kavislerde bulunan boynuzları düz bir zemin üzerinde biraz daha bastırarak saatinize oturtabilirsiniz (ben gerek görmedim). Sonuç olarak fotoğraflarda da gördüğünüz üzere saatim mükemmel bir görüntüye kavuştu. Hatta bu kordon Mako’ya Seiko SKX009’dan daha fazla yakıştı diyebilirim.

Blog yazılarının kişisel deneyimleri içerdiği için ne kadar faydalı olabileceğini bir kez daha görmüş oldum. Ben de deneyimlerim doğrultusunda bu blog yazısını yazarak Seiko SKX009 modeli için satılan 22 mm girişli Jubilee bileziğin Mako modeline rahatça uyduğunu sizlerle paylaştım. Umarım bu yazım saat meraklıları için faydalı bir yazı olmuştur.

Keyifli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle 🙂

Instagram Takip: silentjune83

Tadı Güzel Bir Alternatif

Bugün yine Rossmann mağazalarında satılan Altapharma marka efervesan vitaminlerden biraz bahsetmek istiyorum.

Neredeyse her çeşit meyve tadı alternatifi bulunan ve vegan olduğu belirtilen bu ürünün kutusundan 20 adet efervesan tablet çıkıyor. Ben limonlu ve vişneli olanından aldım. yaklaşık bir haftadır da limon aromalı C vitaminini kullanıyorum. Psikolojik mi, vitaminin etkisinden mi bilmiyorum ancak son dört gündür gece uykudan uyanma sorunu yaşamıyorum. Ayrıca gün içinde de daha az yorulduğumu hissediyorum.

15 TL’lik fiyatıyla bir çok muadilinden daha uygun fiyata satılan bu markanın vitaminleri suda saniyeler içinde çözülerek içmeye hazır hale geliyor. Ürünün tadı da içerken zorlamıyor çünkü birçok vitamine göre tadı daha güzel.

Ağır vitamin eksikliği olmadığı sürece ilaç olmadığı belirtilen bu markanın vitaminleri bir çok muadil ürüne ve ilaç içerikli vitamine içimi gayet hoş bir alternatif gıda takviyesi olabilir.

Vişne aromalı, demir ve vitaminler içeren efervesan tabletteki madde miktarları ise şu şekilde:

Yeni bir yazıda daha görüşmek üzere 🙂

Gülümseyin Çekiyorum!

Görseller telif hakkına tabidir

Hep ürünlerden bahsediyorum biraz da meslekten bahsedelim. Sonuçta o ürünleri almak için para kazanmak gerekiyor öyle değil mi? 🙂 Gelin beni bu mesleğe iten olaylara şöyle bir bakalım.

Neden Fotoğrafçılığı Seçtim?

Henüz ben çok küçükken 90’lı yıllarda neredeyse herkes gazete kuponu biriktirirdi. Ailem de bunlardan biriydi. İşte deklanşöre ilk basışım da bu kuponlarla kazandığımız kırmızı bir fotoğraf makinesiyle başladı. Makine elime geçer geçmez ilk iş olarak bir fotoğrafçıda aldım soluğu. Filmin nasıl takılacağını, makineyi nasıl kuracağımı ve film bitince nasıl geriye sarılacağını öğrendikten sonra başladım fotoğraf çekmeye. İlk başlarda çektiğim fotoğraflar tabii ki boşa banyo ve baskı masrafından öteye geçmiyordu. Takmak isterken yaktığım, sarmak isterken parçaladığım filmler de cabası.

Görseller telif hakkına tabidir

Yıllar yılları kovaladı ve lise son sınıfa geldiğimde babama 60’lı yıllarda babaannem tarafından hediye edilmiş ve hiç kullanılmamış Voigtlander Vitoret makine elime geçti. Bu makinenin en önemli özelliği rangefinder bir makine olması. Yani yaptığınız netliği vizörden göremezsiniz ve tamamen göz hesabıyla mercek üzerindeki rakamları ayarlarsınız. Hareketli bir objeyi çekecekseniz de gerçekten sağlam bir ustalık gerektirir. Bu makine bana enstantane, netlik, diyafram gibi teknik anlamda her şeyi öğretti diyebilirim. Bu makineyi uzun yıllar kullandım. Hatta doğa ve manzara çekimleri için yani tamamen hobi amacıyla halen kullanmaktayım. Ancak film banyo eden fotoğrafçılarının sayısının neredeyse yok denecek kadar azalması yüzünden bulduğumuz fotoğrafçılar filmleri çok pahalıya banyo etmekte. Bu yüzden Voigtlander, nadiren kullandığım ve çoğunlukla masamı süsleyen bir antika eşya olarak duruyor.

Her Şey Eğitimle Anlam Kazanır

Yirmili yaşlarımın başında profesyonel bir fotoğraf makinesini oldukça iyi kullansam da çektiğim fotoğraflar basit bir hobiden öteye gitmiyordu. Teknik tamamdı ama estetik açıdan da kendimi geliştirmem gerekiyordu. En önemlisi bir fotoğrafta “neyi” anlatmam gerektiği önemliydi. Büyük ustaların fotoğraflarına sık sık bakarak, kadrajda neyi nereye neden yerleştirdiğini inceleyip anlamaya çalışarak söz konusu dönemde eskiye oranla oldukça kendimi geliştirdim diyebilirim. Ancak yine de bu konuda profesyonel bir eğitim almam gerekiyordu.

Bu zaman zarfında ülkemizin bitmeyen sınavlarından sadece biri olan üniversite sınavına iki kere girdim ancak kazanamadım. Son bir kez daha şansımı denedim ve bu kez daha mantıklı bir tercih yaptım. Sonuç açıklandığında Başkent Üniversitesi, Radyo, Tv ve Sinema bölümüne yerleştiğimi öğrenmiştim. Açıkçası son kez gireceğim bu sınavda aslında yazacağım bölüm kafamda iyice netleşmişti. Benim matematikle, sayılarla işim olamazdı. Benim işim görselliğe dayalıydı. Estetikti. Bu bölümü tercih ettiğim için çevremden çok fazla eleştiri aldım. Madem vakıf üniversitesine gidecektin neden hukuk yazmadın, neden mühendislik yazmadın, neden şunu yapmadın gibi çoğu tamamen cahilce kurulan, yaşadığımız gerçeklikten uzak cümlelere maruz kaldım. İşsiz kalacağım konusunda haklılar mıydı derseniz evet haklılardı. Ancak günümüzde mühendislerin, mimarların ve daha bir çok farklı bölümden mezun insanın da işsiz olduğu bir ülkede artık pek geçerli bir durum değil. En azından sadece beni kapsayan bir durum değil. Bu insanların çoğunun da işsizliklerini bir şekilde saklamaya çalıştıklarını gözlemlemekteyim.

Sonunda istediğim bölüme yerleşmiştim. Hazırlıkla birlikte beş sene süren eğitim sürecinde estetik açıdan bir çok kazanım elde ettim. Üst sınıflarda seçmeli olan fotoğrafçılık derslerinin tamamını aldım. Onur öğrencisi olarak da mezun oldum. Ancak okuldaki başarı günlük hayatımda da sürecek miydi? Her türlü insan kayırmacılığının olduğu bir ülkede bu mümkün müydü? Bu arada ikinci üniversiteyi de yüksek onur öğrencisi olarak bitirdiğimi ülkedeki durumun ne kadar vahim olduğunu anlamanız için belirtmem gerekir…

Milli Sorunumuz: İşsizlik

Bir kısır döngüye dönüşen işsizlik zamanlarım başlamıştı. Üniversite son sınıftan itibaren yapmaya başladığım fotoğrafçılık işini hali hazırda yapıyordum. Eşe dosta çektiğim fotoğraflardan en azından cep harçlığım çıkıyordu. İşsizlik askerlik sonrası da bir müddet devam etti tabii ki. Önüme gelen her yere öz geçmiş bırakırken bir yandan da fotoğraf çekmeye devam ediyordum. İzmir’de bulunduğum dönemde yerel bir televizyon kanalında kameraman olarak işe başladım. Oldukça yoğun olan bu meslekte zaman buldukça gelin damat çekimlerine de yetişerek ek gelir elde etme çabasına girmiştim. Ancak şunu da belirtmeliyim ki çalıştığım kanal ne yazık ki düzgün bir iş yeri olmadığı için ne aldığımız üç kuruş maaş zamanında yatardı ne de sigortamız adam akıllı zamanında yatırılırdı… O yüzden ek gelir elde ettiğim bu çekimleri zaten yapmak zorundaydım.

Aradan iki yıl geçmişti ve aylıklarımız hiç yatırılmadığı için işten ayrılmak zorunda kaldım. Bedavaya onca mobbing’e maruz kalmak hiçte akıl karı değildi. Zaten ayrıldığım da isabet oldu. Ailemin sağlık sorunları neticesinde Ankara’ya dönme kararı almıştık. Ankara’da bir yandan iş ararken bir tekstil firması tarafından ürün fotoğrafçısı olarak çağrıldım ve işe başladım. Elemanlar arıyoruz olarak verilen iş ilanı aslında tek bir kişiyi kastediyordu. Bir dönem çalıştığım bu yerde de yoğun mobbing ve dedikodu vardı. Zaten ilanda fotoğrafçı olarak belirtilen pozisyon işe başlayınca kağıt üzerinde ve fiilen grafikerliğe dönüşmüştü. Bu iş yerine de kısa bir dönem dayanabildim.

İşten ayrıldıktan sonra artık tamamen en iyi bildiğim işe yöneldim. Yani özel gün fotoğrafçılığına… Tamam düzgün bir geliri yok elbet ama en azından özgün olabildiğim kimseyi işime müdahale ettirmediğim tek iş buydu.

Görseller telif hakkına tabidir

Görsel açıdan gerçekten kaliteli bir iş isteniyorsa kesinlikle o kişinin özgün çalışması gerektiğini düşünenlerdenim.

Fotoğrafçı Sadece Fotoğraf mı Çeker?

İlk yazılarımdan birinde de sanıyorum bundan bahsettim ama tekrar söylemeliyim ki eskiden olsaydı evet fotoğrafçı sadece fotoğraf çekerdi denilebilir. Ancak artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Makinenin dijitalleşmesi bir yana dursun aslında asıl iş fotoğrafı çektikten sonra başlıyor diyebiliriz. Fotoğrafçılığı profesyonel anlamda yapıyorum ve bunu meslek haline getirdim diyen birinin ünlü fotoğraf düzenleme yazılımlarından en az birini mutlaka bilmek zorundadır. Tabii ki bu programları da kullanırken sadece teknik bilgi yetmiyor. Kişinin bu programlardaki filtreleri, araçları kullanarak “neyi” göstermek, neyi anlatmak istediği büyük ölçüde önem kazanıyor.

Ben bu konuda da eğitim almak istedim ve bilgisayarlı grafik tasarım kursuna gittim. Bu kurs sayesinde başta Photoshop olmak üzere bir çok güncel fotoğraf işleme yazılımı hakkında bilgi sahibi oldum. Ancak tabii görsel bir şeyler üretiyorsanız sadece bu programları kullanabilmek işin sadece yarısını hallediyor. Diğer yarısı ise tamamen sizin yaratıcılığınıza kalmış.

Müşteri Yoğunluğu Nasıl?

Maalesef müşteri talebi fazla olan bir iş değil fotoğrafçılık. Özellikle benim gibi freelance çalışıyorsanız bunun tek olumlu yanı dükkan kirası gibi bir çok maddi baskıya maruz kalmıyorsunuz ama bir dükkana göre de daha az kazanıyorsunuz. Çünkü bizim insanımızda bilindiği üzere mekan takıntısı vardır. Adres belli olacak yani 🙂 Ancak son zamanlarda sponsorlu İnstagram ve Facebook reklamları sayesinde bir çok insana ulaşabilirsiniz. Ancak bu meslek daha çok dönemsel bir iş. Yani sadece mezuniyet ve gelin damat mevsimlerinde para kazanabilirsiniz. Onun dışında zor.

Ben bazı fotoğrafçıların yaptığı gibi bir düğün salonuna gidip şipşak fotoğraf çekimleri ya da halay çekenlerin video çekimlerini gerçekleştirmiyorum. Örneğin bir grup mezuniyet çekimi yapılacaksa 5-6 kişiden fazla kişiyi kabul etmiyorum. Bunun en önemli sebebi estetik görüntüler üretmeye çalışıyor olmam. Ürettiğim görüntülerin kalitesinin asla şu anki standartının altına düşmesine izin vermiyorum.

Görseller telif hakkına tabidir

Çekim Ücreti Ne Kadar?

Ben albüm işine girmiyorum. Kişilere fotoğraflarının düzenlenmiş hallerini ve geriye kalan ham fotoğrafların hepsini Gmail vasıtasıyla teslim ediyorum. Baskı ve albüm işine girmediğimden dolayı gayet makul ücretler talep etmekteyim. Bunu suistimal etmeye çalışanlar da oluyor tabi 🙂 Ama müşteriden talep edilen çekim ücreti piyasa fiyatına göre oldukça makul. Ben fotoğraflara gerçekten emek veriyorum. Bir günde 20 kişinin fotoğrafını çekip bunları acele acele düzenleyip gönderirseniz o iş estetik bir iş olmaz. ben bir fotoğraf için PC başında saatlerce zaman harcıyorum çünkü bu işi gerçekten severek yapıyorum.

Görseller telif hakkına tabidir

Müşterileriniz Kimler?

Müşterilerim genellikle gelin damat fotoğrafı, mezuniyet fotoğrafı, blogger çekimi, butik çekimi ve tamamen kişisel fotoğraf çekimi yaptırmak isteyen müşterilerden oluşuyor.

Çekim Yaptırmak İsteyenler Nasıl Ulaşabilir?

Çekim yaptırmak isteyen müşteriler bana sbarisfisek@gmail.com adresimden ulaşabilirler. Ayrıca “baris_photo_art” kullanıcı adlı İnstagram hesabımdan dm yoluyla da ulaşabilirler.

Seste JBL Dönemi

Günümüzde taşınabilirlik ve pratiklik anlamında müzik keyfinde yeni bir dönem başlatan JBL 1 Ocak 1946 tarihinde ABD’de Harman International adlı şirketin çatısı altında James Bullough Lansing tarafından kurulmuştur. JBL, ismini kurucusunun ad ve soyadının baş harflerini alır. Harman 8 milyar dolar kaşılığında Samsung tarafından satın alınmış ancak Samsung, ses konusunda profesyonel olan bu Harman şirketinde önemli bir değişikliğe gitmemiştir.

Profesyonel kullanıcılara ve ev kullanıcılarına ses sistemleri üreten bu firmanın bana mavi renkli olanı hediye olarak gelen Flip 4 isimli bluetooth hoparlöründen biraz bahsetmek istiyorum.

Daha önce kullandığım Go modelinden oldukça farklı bir model olan Flip 4, ses kalitesi olarak küçük boyutundan beklenmeyecek kalitede pürüzsüz ve yüksek bir sese sahip. Bu hoparlörde en çok dikkatimi çeken özellik, sesi sonuna kadar açmama rağmen bas ve tizleri bozmaması, hiçbir şekilde müzik kalitesinden ödün vermemesi oldu. Ayrıca kablosuz mesafesini de denemelerimde oldukça beğendim. Müzik kaynağından metrelerce uzaklaşmama rağmen herhangi bir kesinti yaşamadım. Hoparlörü bir odada kullanacaksanız, müziğin güçlü ve tok gelmesini istiyorsanız hoparlörü mutlaka yerde ya da yere oldukça yakın bir mesafede konumlandırmanızı tavsiye ederim. Hoparlör bu şekilde konumlandırıldığında açıkçası sesin nereden geldiğini görmezsem oldukça büyük bir hoparlörden geldiğini düşünebilirim.

3000 mAh pille birlikte gelen Flip 4, 12 saat kesintisiz çalışma vaat ediyor. Cihazın üzerinde pil göstergesinin yer alması da oldukça iyi düşünülmüş. 1PX7 özelliğine sahip olan cihaz yarım saate kadar 1 metre derinlikte suya dayanıklı. Bu da Flip 4’ü havuz kenarı, duş vb her türlü ıslak ortamda kullanabileceğiniz anlamına geliyor. Ancak ben Casio F 91 kol saati haricinde hiçbir su geçirmez cihazımı havuzda, denizde ya da duşta kullanmayan biriyim… O yüzden nemli ortamlarda kullanmayı düşünmüyorum.

Flip 4’ün kurulumu da çok kolay. PC ve telefonunuza saniyeler içinde bağlayabiliyorsunuz. Ayrıca Flip 4 aynı anda iki cihaza birden bağlanabilme özelliğine de sahip. Bu da cihazlar arasındaki geçişi oldukça hızlı hale getiriyor.

Cihaz dış görüntü olarak da oldukça güzel bir tasarıma sahip. Su geçirmezlik özelliğine sahip olduğu için sert ve yumuşak plastikle düşme ve darbelere karşı korumaya alınmış. Ses çıkış gücünü düşünürsek cihaz gerçekten taşıma anlamında hafif diyebileceğimiz bir cihaz. Boyutları ise her yere taşımak için uygun. Cihaz, kolay taşınabilmesi ve bir yere bağlanabilmesi için üzerinde taşıma ipi de hazır takılı şekilde geliyor.

Cihazın Bazı Teknik Özellikleri:

  • Kablosuz Bluetooth Akışı
  • 12 saate kadar müzik çalabilme
  • IPX7 Su Geçirmez
  • JBL Connect +
  • Ses Yardımcısı Entegrasyonu
  • JBL Bas Radyatörü
  • Dahili Mikrofon sayesinde telefon görüşmeleri yapabilme
  • Dayanıklı malzeme
  • JBL Connect+ Özelliği
  • IPX7 teknolojisi ile suya karşı dayanıklı
  • Uygulama üzerinden Siri ve Google Now’a hızlı erişim
  • Aynı ses kaynağından 100’den fazla Flip 4 hoparlör bağlantısı kurulabilir
  • Bluetooth Versiyon: 4.2
  • Giriş bağlantıları: AUX – in ve Bluetooth
  • Pil ile Dinleme Süresi: 12 saate kadar (ses seviyesine bağlı olarak değişiklik gösterebilir)
  • Pil şarj süresi: Adaptör ile 3.5 saat 

Kısa süreli incelemem sonucu cihazdan son derece memnun kaldığımı söyleyebilirim. Eğer bir Bluetooth hoparlör almayı düşünüyorsanız teknoloji marketlerinde elbette bir çok alternatif markayla karşılaşacaksınız ancak JBL bu konuda gerçekten rakipsiz bir marka.

Bol müzikli ve kahveli bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle 🙂

Yerel Bir Atıştırmalık

Bugün sizlere tarihi, mimari dokusuyla, konaklarıyla dikkat çeken turistik Beypazarı ilçesinin herkes tarafından bilinmeyen bir lezzetinden, Beypazarı kurusundan bahsetmek istiyorum.

Başkentimizin evleri, havucu, sodası, gümüşü ve daha barındırdığı bir çok özelliği ile meşhur Beypazarı ilçesinin en ünlü lezzetlerinden birisidir Beypazarı Kurusu. Ankara’da hafta sonlarında canımız sıkılınca hadi Beypazarı’na gidelim hem fotoğraf çekeriz hem de kuru alırız diyerek sık sık yola çıkarız ve dönüşte arkadaşlara ve tanıdıklara da verilmek üzere paket paket Beypazarı kurusuyla geri döneriz.

Ankara’nın meşhur atıştırmalığı denilebilecek Beypazarı kurusu meşe odunu yakılarak taş fırınlarda pişirilir ve yaklaşık 12 saat kadar bekletilerek peksimet halini alır. Çok lezzetli olan bu atıştırmalığın mutlaka çaya batırılarak yenilmesi önerilir.

Un, tereyağı, süt, tarçın, yaş maya, tuz ve mahlep kullanılarak üretilen Beypazarı kurusu civar illerden gelen ziyaretçilerin ve yabancı turistlerin en çok talep ettiği yiyecekler arasında başı çekmektedir. Kökenleri Oğuzlara kadar uzandığı söylenen göçebe bir kültürün mirasıdır Beypazarı Kurusu. Osmanlı döneminde de askerlerin azıkları arasında yer almıştır. Oldukça doyurucu bir özelliği olan Beypazarı kurusu günümüzde satılan paket atıştırmalıklara göre oldukça sağlıklı bir tercihtir.

Beypazarı’na gittiğinizde hemen hemen her fırında bulabileceğiniz Beypazarı kurusunun “yaş” olanları da mevcut. Yaş olan Beypazarı Kurusu dişleri peksimet sertliğinde olanı yiyecek kadar sağlıklı olmayanlar veya yaşlılar için, lezzetinden ödün verilmeden üretilmiş daha yumuşak bir alternatiftir.

Bazı hipermarketlerde de satılan Beypazarı Kurusu’nu çoğu yerde deneyimlediğim için mümkünse kendi yerinde yani Beypazarı’nda yemenizi tavsiye ederim.

Biz Beypazarı kurusunu genellikle kahvaltılarda ve akşamüstü olduğunda çayla birlikte yemeyi seviyoruz. Fırsat bulursanız mutlaka bir tadına bakın derim. O zaman Afiyet olsun 🙂

Instagram: silentjune

Kaliteli ve Uygun Fiyatlı Samsung Galaxy A70

Nokia efsanesi sona erdikten sonra kendimi bildim bileli Samsung kullanıyorum. Yaklaşık beş yıldır kullandığım Samsung Galaxy Note 3 cihazımın bataryası iyice eskimişti. Telefonumun performansından gayet memnun olduğum için ilk başlarda sadece bataryayı değiştirmek yeterlidir diye düşündüm ancak durum hiç düşündüğüm gibi olmadı.

Yeni ve orijinal bir batarya almak için Ankara’da, tabelasında KVK yazan bir dükkana girdim. İçerideki adam 10 dk bekleyin abi depodan bataryayı alıp hemen getiriyorum dedi. Yaklaşık yarım saat sonra batarya geldi. Gerçekten ambalajı orijinal duruyordu her şey yolunda gibiydi. Ürünün bedeli olan 100 TL’yi ödedim ve dükkandan çıktım. İlk başlarda güzel çalışan batarya 1 hafta sonra aynı eskisi gibi aniden bitmeye, hatta % 30 dan sonra kapanmaya bile başladı… Sonra dikkat ettim ki aldığım bataryanın birebir aynısı İnternet’te 50 TL’ye satılıyor. Meğerse ürün orijinal değil, orijinal olanın birebir kopyası bir ürünmüş… Peki geri götürüp uğraştım mı? Hayır… Zaten adam 1 hafta garantili abi demişti… 🙂 Sadece şikayetlerin yazıldığı bir siteye durumu yazıp güzelce reklamlarını yaptım, daha fazla da uğraşmadım…

Yeni Bir Telefon Arayışı

Görüldüğü üzere emektar Note 3’ün orijinal bataryasını bulmak oldukça zordu. İnternet’te satılanlar da zaten benim aldığımın aynısıydı. Açıkçası ülkede orijinal batarya bulmak gerçekten zor iş. Öyle bir soğudum ve bu piyasanın esnafına olan güvenimi öyle bir kaybettim ki kendi bayisine gitmek bile gelmedi içimden. Derken telefon arayışına geçtim. Bir çok yeni model çıkmıştı. Acaba amiral gemisi olarak tabir edilen Note 10 Plus’ı mı almalıydım ya da Huawei’nin P30 Pro’sunu mu?… Ben sadece amiral gemisi olan modellere odaklanmışken birden aklıma İnstagram hesabımda anket yapmak geldi. Dışarıda hiçbir tanışıklığım olmayan takipçilere hiçbir bütçe belirtmeden “yeni telefon almak istiyorum sizce hangi marka ve modeli almalıyım” benzeri bir soru sordum ve herkesin görebilmesi için yaklaşık iki gün boyunca hikayede kalmasını sağladım. Iphone’un çeşitli modelleriyle ve Samsung A70 arasında süren savaşı Samsung A70 kazanmıştı…

Neyin Nesiydi Bu A70?

Açıkçası ilk başlarda hiç dikkate almamıştım bu cihazı. Nasılsa yine bir amiral gemi alıp geçecektim ve bu da Note 10 Plus olacaktı ki İnternet’ten sıkı sıkıya bir araştırma yaptım ve cihaz gerçekten amiral gemi özelliklerini taşıyordu. Ekranı piyasadaki tüm telefonlardan büyüktü. İşlemci hızı, grafik performansı da vereceğiniz paraya göre inanılmazdı… Epey bir kıyaslamanın ardından ben telefonla ne yapıyorum diye kendime sordum. Note 10 alsaydım kalem ne işe yarayacaktı? Daha önce eskittiğim iki Note serisi telefonun kalemini çok nadiren kullanmıştım. Oyun delisi olmamama rağmen A70 zaten bunun için gerekli performansı da barındırıyordu. A70’in 6.7 inçlik dev ekranı da zaten gelecek olan Note 10 Plus ile aynı büyüklükteydi ve buna ek olarak bataryası da Note 10 Plus’tan daha yüksek kapasiteliydi.

Peki Bu Kadar İyi Bir Cihaz Neden Ucuz?

Sorunun cevabı aslında tamamen detaylarda gizli. Bunların en gözle görüneni suya ve toza dayanıklılık sayılabilir. Samsung Galaxy A70, suya ve toza dayanıklılık vaat eden bir model değil. Diğer farklara gelecek olursak kamerasında optik zoom yok, video çekerken optik imaj sabitleyici yok, kablosuz şarj özelliği yok, kalemi yok, Note 10 Plus gibi gorilla glass 5 değil de 3 kullanılmış vs daha bir çok ince detay var… Bunları üst üste koyduğunuzda cihazın neden amiral gemilere göre daha uygun fiyatlı olduğunu anlıyorsunuz.

Peki Bu Detaylar için Binlerce TL Ödemeye Değer mi?

Bu sorunun cevabını vermeden önce kendinize ben bu telefonla neler yapacağım sorusunu sormalısınız. Kendimden örnek vermek gerekirse daha öncede belirttiğim gibi daha önce hep Note serisi cihaz kullandım ve kalemlerini de çok nadiren kullandım. Daha önce kullandığım Note 3 telefonumun ekranı da Gorilla Glass 3’tü ve hiçbir problem yaşamadan tam 5 sene kullandım. Suya ve toza dayanıklılık olayına gelince 20 bar suya dayanıklı, tamamı paslanmaz çelik dalgıç saatimi su damlasından bile sakınırken telefonun suya toza dayanıklı olması benim için bir şey ifade etmiyor. Şimdiye kadar telefonumu kabloyla şarj ettim o yüzden şarjın kablosuz olması da benim için bir şey ifade etmiyor. Zaten A70’in kutusundan 25 Watt gücünde hızlı şarj adaptörü çıkıyor. 4500 mAh’lık batarya zaten sizi hiç üzmüyor. Etkin kullanımla bile şarj rahat şekilde bir günü çıkartıyor.

Gelelim kamera işine… Ben profesyonel fotoğrafçı olduğum için bir akıllı telefonun kamerasındaki 2x 4x 10x optik zoom gibi özellikler bana göre tamamen bir kandırmacadan ibaret. Bazı cihazlar bu sınırı az da olsa geçiyor ama açık şekilde kaliteden ödün veriyorlar. Zaten mercek bileşenlerinin kaliteli ve etkin bir zoom yapabilmesi için oldukça uzun bir alanda hareket etmeleri gerekir ki zaten bu incecik cihazlarda söz konusu hareket için gerekli alan yok. Optik zoom’u sonuna kadar yaptığınızda zaten çıplak gözle ne görüyorsanız o açıyla görüyorsunuz. Cihazın kamerasının açısı zaten normal açıdan daha geniş olduğu için zoom yapmış gibi oluyorsunuz. DSLR makinem varken zaten neden telefonla zoom yapmalıyım ona da hiçbir zaman anlam veremedim. Optik imaj sabitleyici video için güzel bir özellik ancak A70’in videolarında da bu elektronik olarak sağlanmış bu nedenle bariz bir sarsıntı göremedim. Profesyonel ve estetik açıdan iyi bir video istiyorsam akıllı bir cihaz yerine yine DSLR makine tercihim olurdu.

A70’in kamerasındaki geniş açı özelliğinin gerçekten hoşuma gittiğini belirtmeliyim. 123 derecelik geniş açıyla fotoğraf çekmenizi sağlayan 8 mp’lik bu kamera Samsung harici bir çok markanın geniş açı vaat eden cihazından daha üstün. Samsung cihazların geniş açı kamerasını teknoloji marketlerde bir çok cihazla kıyasladım ve bu konuda gerçekten Samsung’tan iyisine rastlamadım. Ayrıca A70’in 32 mp çözünürlükteki f 1.7 diyafram açıklığındaki ana kamerasının da gerçekten bir akıllı cihaza göre çok başarılı olduğunu belirtmeliyim. Cihazda yazılımsal olarak sağlanan arka plan bulanıklığı da gerçekten çok başarılı şekilde sağlanmış. Bu şekilde çekilmiş portrelere dikkatli bakmazsanız DSLR makineyle çekildiğine bile inanabilirsiniz.

Sonuç

Yüksek performanslı, uygun fiyatlı, geniş ekranlı, iyi fotoğraf çeken, şarjı uzun dayanan, kullanışlı bir cihaz arıyorsanız A70 tam size göre bir cihaz.

Kalemsiz yapamam, elma görmezsem ya da göstermezsem kendimi kötü hissederim, arabama binince kablosuz şarj ederim, yağmurlu romantik günlerde ya da duşta telefonla konuşurum, telefonum 4 salise daha hızlı olmazsa üzülürüm, bazen 2G’nin bile düzgün çalışmadığı ülkemizde telefonumda 5G özelliği olmazsa eksiklik hissederim, ÖTV’yi fazla ödemezsem üzülürüm gibi takıntılarınız varsa amiral gemi bir model için binlerce TL daha fark ödemeniz gerekmekte…

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere 🙂

Instagram Adresim: silentjune

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın